Yüz Yıl Önce Mustafa Kemal’in Gerçekleştirdiği Mucizenin Sırrı

Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan, oradan Havza, Amasya’ya uzanan daha sonra Erzurum’a, Sivas’a, Ankara’ya ulaşan ve 9 Eylül 1922’de İzmir’de Akdeniz’le buluşan yolculuğunda kendi kaderini dokudu. Onun kaderi de, Türk Milleti’nin kaderi oldu.

İzmir’e girdiğinde kısa ve kesik tümcelerle tuttuğu not defterine şunları yazmıştı:
“15 Mayıs 1919, İzmir’i işgal, üç sene dört ay.
Ben aynı gün İstanbul’u terk
O kara günde Karadeniz’de, bugün Akdenizde’yim.”

Samsun’a Ayak Bastığında Gördüğü Manzara

Mustafa Kemal için hayat mücadele demektir. “Kurtuluş Savaşı” yaşamında verdiği en büyük mücadelelerden birisini oluşturmuştur. Bu zorlu mücadele 3 sene 4 ay süren, inanılmaz bir yaşamın öyküsüdür.

Samsun’a ayak bastığında 38 yaşındadır. Gördüğü manzara kendi ifadesiyle şöyledir:

“Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir mütareke imzalamıştır. Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta… Ordu, ismi var cismi yok bir halde. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve ordu, Padişah ve Halife’nin hıyanetinden haberdar olmadığı gibi, o makama bağlı ve sadık. Halife ve padişahsız kurtuluşun manasını anlamak kabiliyetinde değil… Bu inanca muhalif fikir ve görüş ortaya koyacakların vay haline! Derhal dinsiz, vatansız, hain reddolunmuş olur… Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ‘ata yurdu’ kalmıştı.”

Mustafa Kemal için bu durumda ciddi ve hakiki karar ne olabilirdi? Aslında, Mustafa Kemal için İstanbul’dan ayrılmadan önce düşündüğü ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz icrasına başladığı bir tek karar vardı. O karar da şöyleydi:

“Milli hakimiyete dayalı, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti tesis etmek!”

Güzelde, bu nasıl olacaktı? Şartlar ortadaydı. Mustafa Kemal için tek çıkar yol, halka dönmesi, halkı tanıması ve halkı kazanmaktır. Halkı, milleti kazanmak için, onu inandırmak lazımdır. Anadolu halkı harplerden, isyanlardan, karışıklıklardan, eşkıyalıktan bıkmıştır.

Köylü ile Diyalog

Samsun’da Havza’ya giderken bindiği otomobil kimbilir kaçıncı defa bozulunca, yol kenarındaki tarlasında çift süren köylüyle şöyle bir konuşması oldu:
-Hemşeri, düşman Samsun’a asker çıkaracak. Belki buraların hepsini ele geçirecek. Sen ise rahat, toprağı sürüyorsun!
-Paşa Paşa sen ne diyorsun. Biz üç kardaştık. İki de oğul vardı. Yemen’de, Kafkas’ta, Çanakkale’de hepsi elden gitti. Bir ben kaldım. Evde 8 öksüz yetim ile 3 dul kalmış kadın var. Hepsi benim sapanımın ucuna bakarlar. Şimdi benim vatanım da naha şu tarlanın ucu. Düşman oraya gelinceye dek benden hayır bekleme…

Köylü haklıdır. Osmanlı herşeyi elinden almıştır. Ancak, Mustafa Kemal’in bütün ümidi bu yorgun ve çilekeş halktadır. İşi gerçekten zordur. Milletin emirle değil, onu kazanarak, onu inandırarak kazanılması gerekir. Milletin dili ile konuşmak lazımdır. Millet o dili konuşana inanır. İnanan insanda en güçlü silahtır. Hep söylediği şudur:

-Evvel Allah’a, ama asıl kendimize güvenmekten başka çaremiz yoktur…

Konuşması Maydanı Dalgalandırıyor

İlk genelgesini Havza’da yayınladı. 28 Mayıs’ta yayınladığı bu genelgede İzmir ve Ege’deki Yunan işgalinin uyandırdığı tehlikelere dikkat çekerek, halkı aydınlatmaya çalıştı. Halkın milli protesto hareketlerine başlamasını istiyordu. Halkın kaynaşması, uyanması, kımıldaması gerekiyordu. Mustafa Kemal’e göre uyuşuk ve uyuyan kalabalıklar bir değer taşımazdı.

İlk miting 30 Mayıs’ta Havza’da gerçekleşti. Mustafa Kemal bu mitingi belediyede bir odanın penceresinden dikkatle izledi. Mustafa Kemal’e göre; millet henüz aydınlanmamıştı. Milleti harekete geçirmek lazımdı.

12 Haziran’da Amasya’ya vardı. Mustafa Kemal, halka açık ilk konuşmasını o gün yaptı. Konuşmasını söyle tamamladı:
“Amasyalılar! Düşmanların Samsun’dan yapacağı herhangi bir çıkartma hareketine karşı, ayaklarımıza çarıklarımızı çekerek, dağlara çekilecek, vatanımızı en son kayasına kadar müdafaa edeceğiz.”

Amasyalılar galiba bu sözleri bekliyorlardı. Meydan dalgalandı. Anadolu halkıyla garip bir şekilde kaynaşıyordu. Amasya’da hava birden değişmişti. Mustafa Kemal artık yalnız değildir.

Din Adamından Mustafa Kemal’e Yardım

Amasya’nın ünlü din adamlarından Abdurrahman Kamil, Sultan Beyazit Camii’nde şöyle konuştu:
“Milletin istiklali tehlikeye düşmüştür. Bu felaketten kurtulmak için, icabederse, vatanın son ferdine kadar ölmeyi göze almak lazımdır. Artık padişah olsun, ünvanı ne olursa olsun, onun bir hikmeti kalmamıştır. Yegane kurtuluş çaresi, halkın hakimiyeti doğrudan doğruya el almasıdır…”

Amasya halkı, hatibi derin bir sessizlik içinde dinledi. Abdurrahman Kamil Hoca, halka cami minberinden sadece konuşmakla yetinmedi. Kim bilir ne kadar zamanda biriktirdiği 5 altınını, bir kırmızı mendile çıkın ederek, Milli Mücadeleye ilk yardım olsun diye, Mustafa Kemal’e sundu.

Mustafa Kemal’in yolculuğunda, Kurtuluş Savaşı’nda, Amasya’nın önemli bir yeri vardır. Başarının ilk ışığı Amasya’da parladı, çaktı. Amasya’da Türk Milleti’nin kaderi çizilmiştir. Bu kaderi, halkıyla, milletiyle bütünleşen Mustafa Kemal ve Türk Milleti çizmiştir. Bu kader söyle tanımlanabilir:

“Milletin, istiklâlini, gene milletin azim ve kararı kurtaracaktır!”

İstanbul’dakiler

Mustafa Kemal artık Erzurum yolundadır. Ilıca’ya yaklaştıklarında yürüyen bir kafileye rastlarlar. Kafilenin önünde heykel gibi yürüyen bir ihtiyar vardır. Mustafa Kemal’in dikkatini çeker. Mustafa Kemal ile Çukurova’dan dönmekte olan ihtiyar arasında bir konuşma başlar:
-Ağa, yoksa oralarda geçinemedin mi?
-Yok iyiydik. Son günlerde işittim ki, İstanbul’dakiler bizim Erzurum’u Ermenilere vereceklermiş. Geldim ki görem. Bu namertler kimin malını kime verirler?

Mustafa Kemal’in kasveti dağılmıştır. İnsanlar azalmıştır. Perişandır. Ama, arta kalanların hamurunda da eğer bu ihtiyarın kanı kaynarsa? Kalkar, karşısındakiyle vedalaşır. Etrafındakilere döner ve şunu söyler:
“Bu milletle neler yapılmaz?”

Mucizenin Sırrı

Erzurum’da iken 8 Temmuz 1919’da Mustafa Kemal askerlik mesleğinden istifa ettikten sonra, her zaman dayandığı tek güç olan Türk Milleti ile olan bağını şöyle tanımlamıştı:
“Yalnız milletin şevkat ve civanmertliğine güvenerek ve onun bitmez feyiz ve kudret kaynağından ilham ve kuvvet alarak vicdani vazifemize devam ettik…”

Milletiyle tek vucut olan Mustafa Kemal’i ve Türk Milleti’ni durdurabilecek artık hiçbir güç ortada kalmamıştır. Milletin kaderi, Mustafa Kemal’in kaderi ile özdeşleşmiştir. Mustafa Kemal, yorgun ve bitkin, umudunu kaybetmiş bir milletten, granit gibi direnen bir millet yaratmıştır.

Mustafa Kemal’in gerçekleştirdiği mucizenin sırrı işte buradadır.

İlker Başbuğ

Not: Bu yazının hazırlanmasında, Şevket Süreyya Aydemir’in Tek Adam (1919-1922) adlı kitabından faydalanılmıştır.

3 yorum

  • Erdoğan Engin

    Çok güzel bir yorum,Paşam a teşekkür ederim.

  • Çok başarılı çok anlamlı vede bir okadar inanmış insanların sayesinde ayakta kala bilmişler.. Hepsini saygıyla anıyoruz..

  • Sadriye Şentürk

    Duygulandım: 100 yıl önce o fakir halkın duruşu nelere kadir. Bugünümüzden utandım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.