5 Nisan 2013 Tarihli Birleştirme Kararı

Kamuoyunda “İnternet Andıcı” olarak bilinen dava, 13ncü Ağır Ceza Mahkemesinin aldığı bir kararla 2nci Ergenekon Davası olarak bilinen dava ile birleştirildi.

Birleştirme nedenleri olarak ileri sürülen soyut ve yapay gerekçelerin inandırıcılığı yoktur.

Aslında, soruşturmanın başladığı an düşünülen plan, zamanı geldiği için uygulamaya konulduğu izlenimi bulunmaktadır.

Böylece sanık sayısı 148’e yükselmiş, gerek duyulan zaman kazanılmıştır.

Hakkımda hazırlanan iddianamenin, örgütsel irtibatlar olarak ileri sürülen iddialar bölümüne bakılırsa; 3 Mart 2004 tarihinde Ankara’da yapılan “Hilafetin İlgası ve Tevhidi Tedrisat Paneli”ne katılmış olmak, Sn. Mustafa BALBAY ile 2004 yılında Gnkur.Bşk.lığı Karargahında görüşmek, 2009 yılında Hırvatistan’da resmi bir gezide bulunurken Gnkur. IInci Başkanı tarafından aranılarak bir konu hakkında bilgi verilip görüşümün sorulması ve iki kişi arasında geçen bir telefon görüşmesinde ismimin geçmesi gibi konuların olduğu görülür. İleri sürülen bu iddialarla, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 26ncı Genelkurmay Başkanını, bugüne kadar varlığı ispat edilememiş, iddia edilen bir terör örgütü ile ilişkilendirmeye çalışılması ciddiyetten uzak, kabul edilemez bir davranıştır.

13ncü Ağır Ceza Mahkemesi, benim hakkımda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na resen yapmış olduğu suç duyurusunu esas itibarıyla “İnternet Andıcı”na dayandırmıştır.

Genelkurmay Karargahında hazırlanan ve içinde suç unsuru bulundurmayan bu Andıç, ihbarı yapan kişinin değerlendirmeleri doğru kabul edilerek, medya aracılığıyla başlangıçta kamuoyuna bir suç belgesi gibi yansıtılmıştır. Medya da bu işin aslını araştırma gereğini duymamıştır.

Soruşturma ve kovuşturma safhalarında da, bu Andıc’ın Genelkurmay Başkanı’na arz edilip edilmediği üzerinde yoğunlaşarak istenilen amaca ulaşılması düşünülmüştür.

Bu safhalarda, hiçbir sanığın bu Andıc’ı Genelkurmay Başkanı’na ben arz ettim, bu Andıç üzerinde Genelkurmay Başkanı’nın imza veya parafını ben gördüm şeklinde ifadesi olmamasına rağmen, Mahkeme suç duyurusunda bulunma kararı almıştır.

Genelkurmay Başkanlığı görevini devraldığım ilk günlerde, yeniden yapılanma kapsamında bir süreç dahilinde Bilgi Destek Dairesinin lağvedilmesi emrini verdim.

Komutanlık dönemimde, bu Daire içerisinde tek bir internet sitesi açılmadığı gibi, önceden açılmış olanlar da kapatılmıştır.

Bu nedenlerle, benim dönemimde internet siteleri üzerinden suç işlendiğini ileri sürmek mümkün değildir.

İnternet Andıc’ı suçlamalarının yetersiz kalması karşısında iddia edilen “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” üzerinde durulmaya başlanılmıştır.

Bilindiği üzere, söz konusu iddia edilen Plan’ın basında yer alması üzerine, aynı gün, 12 Haziran 2009 günü Genelkurmay Askeri Savcılığı’na soruşturma açılması emri verilmiştir.

Soruşturma ile, iddia edilen Planın Genelkurmay Karargahında hazırlanıp hazırlanmadığı, haberin yayınlandığı gün orjinalinin imha edilip edilmediği, bilgisayar kayıtlarının temizlenip temizlenmediği ve bu suretle delillerin karartılıp karartılmadığının ortaya çıkartılması istenilmiştir.

Anayasal güvenceye sahip Askeri Savcılık tarafından yürütülen soruşturmalar sonucunda, böyle bir Planın hazırlanmasına ilişkin sıralı amirler tarafından bir emir verilmediği ve Bilgi Destek Dairesinde böyle bir Planın hazırlanmadığı anlaşılmıştır.

Hal böyle iken, iddia edilen Planın Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi dahilinde hazırlandığının değerlendirilmesi ve bu değerlendirmenin hiçbir somut delile dayanmadan yapılması hukuken ve vicdanen kabul edilemez.

Sonuç olarak bugün gelinen noktada:

–        İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün Genelkurmay Başkanlığı’na sızıp, Genelkurmay Başkanlığını ele geçirdiği kabul edilmektedir. Çünkü; Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay IInci Başkanı ve Karargahın en önemli Korgeneral/Koramiral rütbesindeki Karargah Başkanı ve diğer general, subaylar tutukludur. Aslında, Genelkurmay Başkanlığına terörist damgası vurulmak istenilmektedir.

Burada bir husus merak edilmektedir. Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çeşitli komuta kademelerinde bulunanlar, bir dönemde, aynı zamanda bir terör örgütü yöneticisi olan Genelkurmay Başkanlarının ve onun terör örgütü karargahının emir ve komutası altında görev yapmış olmalarını nasıl değerlendirmektedirler?

–        Bir Genelkurmay Başkanı, iddia edilen bir terör örgütünün görevlendirmesiyle ve yönlendirmesiyle faaliyetlerde bulunduğu ve albay rütbesindeki bir kişinin, örgütsel konum bakımından askeri rütbedeki üstlerinden daha etkili olduğu kabul edilmektedir.

Bu iddiayı ileri sürenler, ne Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ne de Genelkurmay Başkanlığı Makamı’nın ne olduğunu hiç bilmemektedirler.

Ayrıca, yine bu iddiada bulunanlar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütün dünya tarafından bilinen ve takdir edilen disiplin anlayışını ve emir-komuta yapısını, başkalarının emir komuta yapısıyla karıştırmakta ve özdeşleştirmeye çalışmaktadır.

–        Mahkemenin aldığı bu son birleştirme kararıyla, bir çoğunun birbirini bile tanımadığı, hiçbir ilişkisinin bulunmadığı ve hatta farklı konumlarda bulunan 148 kişi aynı dava içine, daha önce de bir çok örneklerde görüleceği gibi, alınarak ilişkilendirmeye çalışmaktadır.

Böylece, davalar içinden çıkılması daha zor bir durum içine sokulmuş olmaktadır. Çünkü; birleştirme kararıyla sekiz iddianamenin ve 148 kişinin yargılandığı bir dosya oluşmuştur. Bu birleştirme kararı bir fayda sağlamayacağı gibi, karar verme sürecini de uzatacaktır.

Unutulmamalıdır ki; mahkemeler davaları yargılar, ancak bazı durumlarda, Türk Milleti’nin vicdanı ve sağduyusu üzerinden davalar da mahkemeleri yargılar.

E. Org. M. İlker Başbuğ