Karar TSK’yı Terör Örgütü İlan Etti

5 Ağustos 2013 günü yapılan karar duruşmasında yaşananlar 21. Yüzyıl Türkiye’sini çok gerilere götüren bir şekildeydi.

İnsan asılacak olsa bile, bunun bir asaleti, kuralı ve insana gösterilen saygı içinde olması gerekmez miydi?

Hakkında açıklanan kararı, yakınlarımın olmadığı salonda, sakin olarak dinledim. Diğer kararlarında okunmasını dinlemeye devam ettim. Ancak, ne zaman ki sanık Osman Yıldırım hakkındaki beraat kararları okundu, artık o salonda bulunmanın kendi şahsiyetime hakaret olacağını düşünerek, kalktım ve kararı alkışlayarak salonu terk ettim.

5 Ağustos günü mahkeme salonunda yaşananlar, ortaya çıkan çirkin, acı, insafsız, insan haysiyetini yerle bir eden durumdu.

Gelelim, açıklanan hükmün yani kararın incelenmesine:

  • Hüküm tutanağında benim için şunlar yazılmıştı:

Sanık, Mehmet İlker Başbuğ hakkında TCK 314/1. ve 312/1. maddeleri  gereğince ayrı ayrı cezalandırılması talebi ile Kamu davası açılmış ise de, sanığın eylemleri bir bütün halinde TCK 312/1. maddesindeki suçu oluşturduğu anlaşıldığından, sanığın eylemine uyan; cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçunu işlemiş olduğu sabit olduğundan, TCK 312/1. maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılması, yargılama sürecindeki tutum ve davranışları nedeniyle, ceza indirimi yapılarak neticeten müebbet hapis cezası ile cezalandırılması

TCK 314/1. maddesine göre silahlı terör örgütü kuran veya yöneten kişilerin 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması gerekmektedir.

TCK 312. maddesi ise, hükümete karşı işlenilen suçu kapsamakta olup cezası ise ağırlaştırılmış müebbet hapistir.

Hakkımda verilen kararda şu söylenmektedir:

Mehmet İlker Başbuğ, terör örgütü yöneticisidir. Çünkü, terör örgütü yöneticisi suçlaması ile açılan kamu davasının düşmesi için, mahkemenin TCK’nın 314/1. maddesine dayanılarak yapılan atılı suçtan beraat kararı vermesi gerekmekteydi. Ayrıca, terör örgütü yöneticisi, terör örgütü üyesi gibi herhangi bir şekilde iddia edilen yapılanma ile ilişkilendirilemeyen kişilerin Ergenekon davası içinde yer alması söz konusu olamaz. TCK 312/1. maddesindeki suçu işlemiştir. Cezası ise ağırlaştırılmış müebbet hapistir. Yargıtay İçtihatları da dikkate alınarak, Mehmet İlker Başbuğ terör örgütü yöneticisi olmasına rağmen, ayrıca bu suçtan da cezalandırılmasına gerek yoktur.

İnternet Andıcı davası kapsamında sanık yapılan, Genelkurmay Başkanlığı Karargahında görev yapan diğer silah arkadaşlarımıza yöneltilen suçlamalar ile verilen cezalar ise şöyledir:

Genkur 2.Bşk., Hrk.Bşk., Gn.P.P. Bşk. ile iki şube müdürü örgüt yöneticisi olarak kabul edilmişler ve TCK 312/1. maddesi gereğince müebbet hapis cezası ile cezalandırılmışlardır.

Gnkur.İsth.Bşk., Mu.ve Elk.Sis.Bşk., Adli Müşaviri, İsth.D.Bşk. ile diğer Şube Müdürleri örgüt üyesi olarak kabul edilmişler ve TCK 314/2. maddesi gereğince 7 yıl 6 ay ile 10 yıl arasında değişen cezalar ile cezalandırılmışlardır.

Görüleceği gibi; Genelkurmay Karargahında bulunanların bir kısmı terör örgütü yöneticisi, diğerleri ise terör örgütü üyesi durumundadır.

Yani, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlık Karargahı bir terör örgütü karargahıdır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Komutanı ise, terör örgütü yöneticisidir.

Şimdi, burada duralım, nefes alalım ve haklı olarak şu soruları soralım:

Sn Başbakan 1 Şubat 2013 günü Habertürk televizyonunda şöyle konuştu:

“Evet, diğer generallerimiz emekli olsun, muvazzaf olsun yani hiçbirisine bir defa kalkıp da, yani bir alışılmış anlamda bir “terör örgütü mensubu” demek bir defa çok çok ciddi bir yanlıştır, yani bu affedilemez. Yani şu an kendileri bulundukları makam itibarıyla yani kendilerini sağlamda görseler bile tarih onları affetmez. TSK bir örgüttür ama terör örgütü değildir. Anayasal bir örgüttür.”

Oysa; 13. Ağır Ceza Mahkemesi, bu konuşmadan neredeyse 6 ay sonra vermiş olduğu kararla, Genelkurmay Başkanlığı Karargahında üst düzey görev yapanların bir bölümün “terör örgütü üyesi” başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere bir bölümün ise “terör örgütü yöneticisi” olduklarına karar verip açıklamıştır.

Bu durumda akla şu gelmez mi; yasama organında yani TBMM’de çoğunluğu ellerinde bulunduranlar ama mahkemenin yaptığı bu tarihi hatayı önlemek üzere gerekli yasal düzenlemeleri bugüne kadar yapmayanların ileride de yapmamaları halinde, onlar hakkında ne düşünülecek, neler yazılacaktır?

Sn. Prof.Dr. Sami Selçuk 7 Ağustos 2012 günü verdiği bir röportajda şunları söyledi:

“Genelkurmay Başkanı, Başbakana karşı sorumlu. Şimdi siz Genelkurmay Başkanını terör örgütünün başıdır diye tutuklarsanız bunun sadece hukuki değil, siyasal sonuçları da olur. Bir Genelkurmay Başkanının bir örgütün başı olabileceğini benim aklım almıyor. Hukuki olarak sorarsanız, bunun güneşin batıdan doğması kadar doğa dışı bir şey olduğunu düşünüyorum. Daha en yakın arkadaşını değerlendiremeyen birisi Başbakanlık yapamaz.”

Sn. Prof.Dr. İzzet Özgenç de Suç Örgütleri kitabına yazdığı dipnotta şunları yazdı:

“Genelkurmay Başkanına terör örgütü yöneticisi olmaktan dolayı asla suçlayamazsınız. Aksi takdirde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve bu devletin kurum ve kuruluşları arasında uyumlu çalışmayı sağlamakla görevli kamu otoritesinin varlığını inkar etmiş olursunuz.”

İki saygın hukuk adamının değerlendirmeleri böyledir. Genelkurmay Başkanı, Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanmaktadır.

26ncı Genelkurmay Başkanının atanması teklifini yapan ve onunla çalışan Bakanlar Kurulu üyeleri ile yapılan atama teklifini onaylayarak atamayı gerçekleştiren ve birlikte çalışan Sn. Cumhurbaşkanı’nın; iki saygın hukuk adamının yapmış olduğu bu değerlendirme hakkında ne düşündüklerini elbette kamuoyu merak etmektedir.

13. Ağır Ceza Mahkemesi vermiş olduğu bu kararla, 26ncı Genelkurmay Başkanı ile Genelkurmay Başkanlığı Karargahının üst kademe yöneticilerini terör örgütü yöneticisi veya terör örgütü üyesi olmakla suçlamış ve cezalandırmıştır.

Bu karar tartışmasız şekilde, Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasal bir kuruluşu olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlık Karargahını ve dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yasadışı silahlı bir terör örgütü olarak ilan etmektedir.

Aksini düşünmek, konuyu saptırmaya çalışmak ve yalan yanlış önyargılı yorumlarla savunmaya kalkışmak akıl, mantık dışı olup, kamuoyunu da asla tatmin etmez.

Unutulmasın ki; Genelkurmay Başkanı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanıdır. Kurumsal olarak Türk Silahlı Kuvvetlerine yöneltilen haksız, asılsız ve ağır saldırılara karşı da, kurumunu korumak zorundadır.

Bugün, Genelkurmay Başkanlığı makamında oturan komutan, verilen bu kabul edilemez karar karşısında, kurumsal sorumluluğu gereği olarak, Sn. Başbakanın da kabul etmeyerek tepki gösterdiği bu konuda, devam eden sessizliğini sürdürecek midir?

(E) Org. M. İlker Başbuğ