İbretlik Midhat Paşa Davası ve Bugün

Midhat (Mithat) Paşa, 1840 yılında Babialide memuriyete başladı. Başarılı hizmetlerinden dolayı sırasıyla, Niş Valiliğine, Şura-i Devlet Başkanlığına, Bağdat Valiliğine getirildi. Daha sonra da;

Padişah Abdülaziz, beklenmedik şekilde, Midhat Paşa’ya Sadrazamlık görevini verdi.

Düşüncelerini açıklamakta temkinli davranmayan Midhat Paşa, bir konuşmasında Padişah’a sarayın israfından söz edince sadrazamlığı üç ay sürebildi.

Adalet Bakanlığı, Selanik Valiliğinden sonra, 1876 yılında ikinci defa Şura-i Devlet Başkanı oldu.

Sadrazam Rüştü Paşa, Harbiye Nazırı Hüseyin Avni Paşa ve Midhat Paşa, Şeyhülislamın verdiği fetva ile Padişah Abdülaziz’i tahtan indirdi ve yerine V. Murad’ı getirdiler. Ana neden, Abdülaziz’in şuurunun yerinde olmaması ve aşırı israfın büyük boyutlarda olmasıydı.

Hüseyin Avni Paşa’nın bir subay tarafından öldürülmesi, ortalığı karıştırdı.

V. Murad aslında zayıf bir kişiliğe sahipti, olaylar aklının kaybına neden oldu.

V. Murad’ın yerine, II. Abdülhamid Padişahlığa getirildi. Midhat Paşa bu olayda birinci derecede rol oynadı. Tahta getirilmesi koşullarının görüşülmesini Abdülhamid ile kendisi gerçekleştirdi. Anayasanın kabulü ile meşruti yönetime geçilmesi ve Abdülhamid’in V. Murad’ın iyileşmesine kadar tahtta kalmayı kabul etmesi asıl koşullardı. Abdülhamid, Midhat Paşa’ya bu konulara ilişkin yazılı bir belge verdi.

Midhat Paşa Sadrazam oldu. Meşrutiyet idaresine geçildi. O an çok güçlüydü.

Abdülhamid kendisini büyük bir baskı altında hissediyordu. Midhat Paşa’dan kurutulmak için güçlü bir kadro oluşturmaya çalışmaktaydı.

Osmanlı – Rus savaşı, İngiltere’nin Abdülhamid’e destek vermesi sonucunu doğurdu. Devleti eline geçiren Abdülhamid Midhat Paşa’yı azlederek, Avrupa’ya sürgüne gönderdi.

Daha sonra, ülkeye geri getirilen Midhat Paşa Suriye Valiliğine ve Aydın Valiliklerine getirildi.

II. Abdülhamid, Padişah Abdülaziz’in öldürüldüğü iddialarını incelemek üzere soruşturma açtırdı, bazı kimseler de tutuklandı.

Midhat Paşa’ya yurt dışına çıkması tavsiye edildi. II. Abdülhamid’in padişahlığa getirilmesinde başrol oynayan Paşa, Padişahın kendisine bir kötülük yapabileceğini düşünemiyordu.

1881 yılında, korktuğu gerçekleşti. Bir gece tutuklandı.

Midhat Paşa, vapurla İzmir’den İstanbul’a getirildi. Yolda 11 saat sorgulandı cinayete yardım etme suçunu reddetti. İstanbul’da Yıldız Sarayına götürülerek orada Çadır Köşkünde nezarete alındı. Burada da on gün boyunca sorgulandı.

Bu arada saraydan verilen işaret üzerine, Tercüman-ı Hakikat gazetesinde Abdülaziz’in öldürülmüş olduğuna dair yayına başlandı. Ahmet Midhat Efendi’ye Midhat Paşa’yı itham eder nitelikte makaleler yazdırılarak, aleyhinde bir kamuoyu oluşturulmasına çalışıldı.

Soruşturmaların tamamlanması üzerine, hazırlanan iddianame, Padişah Abdülhamid’e sunuldu. Heyetler tarafından da durum değerlendirildi. Neticede, Yıldız Sarayında Malta Karakol hanesinin yakınında kurulacak özel bir mahkemede yargılamanın yapılmasına karar verildi.

İddianame 19 Haziran 1881 günü, Midhat Paşa’ya tebliğ edildi.

Malta Karakolhanesi yakınında bulunan boş bir alana, büyük bir çadır kuruldu. Yargılama burada yapılacaktı.

Mahkemenin ismi, İstinaf Cinayet Mahkemesi idi. Böylece bu mahkemeye birinci derecedeki mahkemeler ile Temyiz Mahkemesi arasında bir özel statü veriliyordu.

Mahkeme Başkanı, Midhat Paşa’nın suistimalleri nedeniyle görevden uzaklaştırdığı Sururi Efendi, İkinci Başkanı ise Etniki Eterya isyanı sırasında babası II. Mahmut tarafından astırılmış olan Hristas Foridas Efendi idi. Savcılık makamında ise, yine bir Midhat Paşa düşmanı Latif Bey bulunuyordu.

Mahkemenin ilk celsesi, 27 Haziran 1881 günü başladı. Dinleyiciler, mahkeme çadırına biletle giriyorlardı. Mahkeme salonu, adeta bir tiyatro durumuna benzetilmek istenmişti.

Midhat Paşa, sorgulamasının diğer sanıklarla beraber yapılmamasını talep etti. Bu isteği kabul edildi.

Duruşmada, Hacı Mustafa ve Pehlivan Mustafa isimli sanıklar, Abdülaziz’i öldürdüklerini kabul ettiler. Bu suçlamayı kabul eden bu sanıklar, sanki ezberletilmiş gibi, olayı iddianamede yazıldığı şekilde, aynen tekrarladılar. Ancak, sonra birden Pehlivan Mustafa ayağa fırlayarak:

“Asın kesin, öldürün yalnız işkenceler yeter” diye bağırmaya başladı. Sona da; “Bana ve iki arkadaşıma yapmadıklarını komadılar. Bizi zorla, bu işi yaptık dedirttiler. Yalandır. Biz efendimize kıymadık” diye haykırdı.

Mahkeme, duruşmaya ara verdi. Duruşma tekrar başladığında, Pehlivan Mustafa, sanıklar arasında bulunmuyordu.

Cinayeti gördüklerini söyleyen üç Arap hadımağası sanki iddianameyi tekrar ediyorlarmış gibi açık ve belirli bir ezbercilikle Abdülaziz’in nasıl öldürüldüğünü anlattılar.

Sorgulama sırasında Midhat Paşa’ya gelince, Mahkeme Başkanı, Midhat Paşa ile aralarında geçen bir olay nedeniyle, şüphelere meydan bırakmamak için davadan çekildiğini bildirdi.

Az sonra, Midhat Paşa Mahkeme Çadırına alındı. Davranışları serbest ve rahattı.

Midhat Paşa, sorgusunun başında Abdülaziz’in intihar ettiğinin hukuken sabit olduğunu, öldürülmesi iddiasının yalan olduğunu söyledi. Bu konudaki kanıtlarını bir bir saydı. Belgeler olduğunu, şahitleri bulunduğunu, özellikle Abdülaziz’in öldürülmeyip intihar ettiği konusunda, Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Sultan’ın şahadetine dayandığını, eğer bu şahit Abdülaziz’in öldürüldüğünü mahkemede ve kendi yüzüne karşı söylerse, suçu kabul edeceğini söyledi. Mahkemede hiç dinlenmeyecek olan bu şahidin, dinlenmesi gerektiğini uzun, uzun açıkladı.

Midhat Paşa, Mahkemeden kendisini itham edenlerin sanıkların, kendi önünde de yeniden sorgulanmasını istedi. Uzun tartışmalardan sonra, Pehlivan Mustafa çağrıldı. Pehlivan Mustafa suçunu itiraf ettiği ifadesini tekrarladı. Mahkeme bütün ısrarlara rağmen Midhat Paşanın sanığa soru sormasını kabul etmedi.

Böylece saatler geçti. Midhat Paşa anlatıyor, tartışıyor kendisini savunmaya çalışıyordu.

Bir ara Mahkeme Başkanı Hristo Efendi sözünü kesmek isteyince, şunları söyledi:

“Efendi, savunma hakkı ya vardır, ya yoktur. Ben seni eskiden beri tanırım. Bu iddianamenin sadece başındaki besmele ile sonundaki tarih doğrudur. Neden? Sultan Aziz’in vefatını, merhumun annesinden sormuyorsunuz? Çünkü ciğerparesi olmasına rağmen vicdan ve Allah korkusu olan herkesin yalan söylemeyeceğini biliyorsunuz.

Zihinler, istikametini kaybederek şeytana ve iftira atılmasına karar verdikleri zaman, beni insanlar içinde öyle çıkarır ki, bizzat şeytanın bile yüzü kızarır. Bu mahkemeye ne lüzum vardır. Şahit dinlememek, delil ve belgeleri incelememek, bilirkişilere itibar etmemek, kanunları ayak altına aldıktan sonra mahkemeye ne lüzum var. Tanzimattan önceki duruma geri döndüğümüzü gördüğüm için çok üzgünüm. Bu benim için sizin vereceğiniz bir ölüm kararından daha acıdır.

Bazı mahkemeler vardı ki, şeklen biter. Aslında devam eder. Sanıklarla, mahkeme heyetinin yer değiştirdiği vaki olan bu safhada, hakim tarihtir. Ben sizleri, cümleten bu büyük hakime tevdi ediyorum.”

Mahkeme başkanı, Midhat Paşanın tekrar sözünü keserek, kendisine sordukları sorulara cevap verip vermeyeceğini sordu.

Midhat Paşa, sanıklara kendisinin soru sormasına izin vermediği durumda, savunma yapmayacağını söyledi.

Mahkeme Başkanı, Mahkemeye son verildiğini söyledi.

Midhat Paşa’nın savunması dokuz saat sürmüştü.

Mahkemeye ara veren heyet, bir saat sonra kararı okumak için kürsüde yer aldı. Mahkemenin kararı;

Midhat Paşanın, Abdülaziz’in öldürülmesi olayının faillerinden olduğuydu.

Ertesi gün, 29 Haziran 1881 günü mahkemenin son duruşması açıldı. Şimdi, bu suçtan dolayı verilen ceza açıklanacaktı.

Daha önceki günlerde, duruşmalara katılan elçi ve konsoloslar bugünkü duruşmaya, protesto nedeniyle gelmemişlerdi.

Mahkeme Başkanı, Midhat Paşa’ya oy çokluğuyla idama mahkum edildiniz dedi. Midhat Paşa, teşekkür ederim diye cevap verdi.

Midhat Paşa, kararı temyiz etti. 8 Temmuz 1881 günü Temyiz Mahkemesi kararı onayladı.

II. Abdülhamid kararın infazının sorumluluğunu yalnız başına üstlenmek istemedi. Şer-i usullerle onaylanmasını denedi, başarılı olamadı.

Bunun üzerine, nazırlardan ve askerlerden meydana gelen çok özel bir heyet oluşturarak, konuyu onların önüne getirdi.

Heyetteki 15 kişi mahkemenin kararının aynen uygulanmasını, 12 kişide hafifletilmesi yönünde görüş bildirdi.

Yabancı devletlerin baskıları sonucunda, Abdülhamid cezanın aynen uygulanmasına cesaret edemedi, cezaları hapis ve sürgün cezasına çevirerek, adeta şefkatli bir hükümdar rolünü oynamaya karar verdi.

Midhat Paşa, Taif’e sürüldü. 7 Mayıs 1884 gününde, Abdülhamid’in gizli bir emriyle orada boğduruldu.

II. Abdülhamid’in muhaliflerini ezme konusundaki darbesinin esas odağı da ister istemez Midhat Paşa olmuştu.

Gerçekten, davadaki diğer bütün sanıklar figüran rolündeydiler.

Midhat Paşa büyük babasından beri kültürlü ve saygın bir kadı ailesinden geliyordu. Son derece vatansever, dürüst, iki yüzlülük etmesini bilmeyen, samimi, tok sözlü ve heyecanlı bir kişiliği de sahipti.

Midhat Paşa herkesin türlü kurnazlıkları denediği ve ayakta kalabildiği bir dönemde, II. Abdülhamid gibi kindar ve kurnaz bir rakibe karşı, hiçbir tedbire riayet etmeden ve şahsi bir emel ve ihtiras gütmeden hareket etmişti.

132 yıl önce yaşanan ibretlik Midhat Paşa Davası ile bugünün özel yetkili mahkemelerinde görülen davalar arasında benzerlikler var mı?

Dikkatli bir göz benzerlikleri kolaylıkla tespit edebilir:

  • Soruşturma safhası gizlidir. Ancak bu safhada medyaya yapılan servislerle, kişileri itham eden yazılar yazılmıştır. Bu görevi de dünün ve bugünün Ahmet Midhat’ları büyük bir başarı ile yerine getirmişlerdir. Böylece, kişiler daha mahkemeye çıkarılmadan kamuoyu gözünde mahkum edilmeye çalışılmıştır.
  • İstinaf Cinayet Mahkemesi de özel bir mahkemedir. Normal mahkemeler varken, Midhat Paşa bu mahkemede yargılanmıştır.
  • Bu Mahkeme, Yıldız Sarayında adeta Padişah’ın gölgesi altında görev yapmıştır. Özel Yetkili Mahkemelerde, Cezaevi kampüsünün içinde kurulmuştur.
  • İstinaf Cinayet Mahkemesi için bir çadır kurulmuş, dinleyiciler duruşmalara biletle girmişlerdir. Saray, nedeni anlaşılmaz bir şekilde, bu Mahkemenin sadece içeriğini değil, görüntüsünü de adeta bir çadır tiyatrosuna çevirmiştir.
    Özel Yetkili Mahkemelerde, spor salonunun duruşma salonuna dönüştürüldüğü bir alanda yargılamalarını yapmışlardır.
    Başta, Ergenekon davasının yaratıcısı Tuncay Güney olmak üzere birçok kişi, Ergenekon davasının bir tiyatro olduğunu açıkça söylemişlerdir.
  • Ceza Mahkemeleri Usul Kanunu, mahkemeler tarafından sık sık ihlal edilmiştir.
  • Duruşmalarda bazı tanıklar ve sanıklar, ifadelerini sanki kendilerine ezberletilmiş gibi aynen iddianamelerde yazıldığı şekilde beyan etmişlerdir. İfadelerini değiştirmişler, sonra ise yine aynen tekrar etmişlerdir.
  • Midhat Paşa ve Özel Yetkili Mahkemelerde sanıklar, kendilerine atılı suçların yersizliğini net ve açık olarak ortaya koymaların rağmen, Mahkemeler bu söylenenlere adeta kulaklarını tıkamışlardır.
  • Midhat Paşa’ya sanıkların sorgusu esnasında, sanıklara soru sormasına izin verilmemişti. Aynı durum sık sık Özel Yetkili Mahkemelerde de yaşanmıştır.
  • Hazırlanan iddianameler gerçeklerle hiç bağdaşmamaktadır. Nitekim, Midhat Paşa bunu, “Bu iddianamenin sadece başındaki besmele ile sonundaki tarih doğrudur” diye ifade etmiştir. Bugünün iddianameleri için bu hususlar bile geçerli değildir.
  • Midhat Paşa, ısrarla Abdülaziz’in annesinin tanık olarak dinlenmesini istemiş ancak bu talebi kabul edilmemiştir.
    Benzer durum bugünlerde de aynen yaşanmış, davanın sonucu açısından hayati öneme haiz tanıkların dinlenilmesinden, Mahkemeler özenle kaçınmışlardır.
  • Delil ve belgelerin incelenmemesi diğer önemli bir benzerliktir.
  • Bilirkişilere, onların raporlarına itibar edilmemesi de yine ortak bir özelliktir.
  • Midhat Paşa’nın savunması dokuz saat sürmüş bitimini müteakip verilen bir saat aradan sonra; Mahkeme kararını açıklamıştır. Bu da, Mahkemenin kararını çoktan verdiğinin ve savunmaları dikkate bile almadığının bir göstergesidir.

İbretlik 132 sene önce yaşanan Midhat Paşa davası gibi siyasi davalardan gerekli dersler çıkartılabilse idi, bugünde aynı durumlarla karşı karşıya gelinir miydi? Elbette hayır!

132 yıl önce mahkemede Midhat Paşa’nın söylemiş olduğu son sözlerini bir kere daha hatırlamakta fayda var:

“Sanıklarla, mahkeme heyetinin yer değiştirdiği vaki olan bu safhada, hakim tarihtir.”

(E) Org. M. İlker Başbuğ

Yazının hazırlanmasında faydalanılan kaynak:

Osmanlı Döneminde İki Dava, Yaşar Şahin Anıl, Yapı Kredi Yayınları, 1995