16 Ağustos 2012 Tarihli Tutukluluk Kararı

3. Yargı Paketi olarak bilinen 6352 sayılı kanunun TBMM’de kabul edilmesi sonrasında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 27 Temmuz 2012 tarihinde tutukluluk durumunu inceleyerek tahliye taleplerinin reddi ile tutukluluk halinin devamına karar vermişti, karar da internet andıcı davası olarak bilinen davada yargılanan kişiler açısından tutukluluğun devamı kararı aynı kelimeler kullanılarak gerekçelendirilmişti.

Karara itiraz sürecinde tanık olarak 24. Genelkurmay Başkanı Sn. Hilmi ÖZKÖK dinlenmiş olması nedeniyle 14. Ağır Ceza Mahkemesine yapılan itirazda Sn. Özkök’ün müvekkilimiz hakkındaki beyanlarına da yer verilmişti.

İtiraz mercii olan 14. Ağır Ceza Mahkemesi 16 Ağustos 2012 tarihli kararı ile itirazın reddine ve tutukluluk halinin devamına karar verdi. Karar ekte sunulmuştur.

Bir sayfadan ibaret olan karar incelendiğinde şunları söyleyebiliriz;

1. Karar’da yer alan “suçların niteliği ve yüklenen suçlar için öngörülen ceza miktarına göre adli kontrol uygulamalarının yetersiz kalacağı” şeklindeki değerlendirme doğrudan kanuna aykırıdır. Çünkü, 6352 sayılı kanunun 98nci maddesi ile adli kontrol tedbiri için 3 yıllık ceza üst sınırı kaldırılmıştı. Bu durumda öngörülen ceza miktarı gerekçe olamaz. Adli kontrol tedbiri hakkında mahkeme ancak somut olgu göstermek suretiyle uygulamama kararı verebilirdi.

2. Kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun ileri sürülmesi de hukuka aykırıdır, 6352 sayılı kanunun 97/2nci maddesinde “(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a) Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.” şeklinde açık ve net düzenleme olmasına rağmen 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.07.2012 tarihli ve 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.08.2012 tarihli kararlarında; kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedenlerinin ne olduğu ve halen neden var olduğu, ayrıca tutuklama tedbirinin ölçülü olduğuna dair deliller somut olgularla gerekçelendirilmemiştir.

Bu haliyle Yasama organının iradesi hiçe sayılmıyor mu? Yasama organı mahkemelere kararlarında hangi unsurların bulunacağı tek tek saymış olmasına rağmen Mahkemeler Yasama organına hangi mesajı vermektedir? Yasama organı mahkemelerin bu tavrını nasıl değerlendirecektir? Takdir mahkemenin demek mümkün mü?

3. 14. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında yer alan “bu suçların CMK 100/3 maddesinde sayılması sebebiyle tutuklama nedenlerinin bulunduğu kabul edildiğinden” şeklindeki değerlendirmede hukuka aykırıdır, şöyle ki;

6352 sayılı kanunun 98nci maddesi ile değiştirilen CMK 109ncu maddesindeki “(1) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.” hükmüne göre CMK100/3 maddesinde belirtilen suçlardan olması artık tek başına tutuklama kararı verilmesine ve devamına gerekçe olamaz. Mutlaka somut olgularla gerekçelendirilmesi gerekirdi.

14. Ağır Ceza Mahkemesi 16.08.2012 tarihli kararı ile Yasama organının son düzenlemesini dikkate almadığını bir kez daha göstermiştir.

4. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi 16.08.2012 tarihli kararı ile adeta 13. Ağır Ceza Mahkemesini teyit etmektedir. Tarafsızlığa olan inanç kaybolmaktadır.

Karar’da “23 adet DVD ve ilgili karar sureti ve ekleri ile dilekçeler incelendi” denilmektedir. İtiraz dilekçemizin 06.08.2012 tarihli olduğu ve son duruşma tutanaklarının çıkmamış olması ile da dikkate alındığında inceleme ne şekilde yapılmıştır. Özellikle birleştirme kararları sonrasında 23 adet DVD’de dava dosyasının ekleri ile bulunması ve ayrıca 10 gün kadar bir zaman içinde incelenmiş olması mümkün görülmemektedir.

5. 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.07.2012 tarihli kararında olduğu gibi 14. Ağır Ceza Mahkemesi de kararını aynı iddianame ile yargılanan kişiler için de aynı ifadelerle yazmış olması da incelemenin ne derinlikte yapıldığını göstermektedir.

Son olarak;

17.08.2012 Cuma günü yapılan son duruşmada, mahkeme başkanı son arayı vermeden önce iddia makamına tutukluluk hali için mütalaasını sormuş celseyi kapatırken şahsen “bizlere söz vermeyecek misiniz? Müvekkillerimiz hakkında biz de beyanda bulunalım” şeklindeki sözlerimi ve sözlerimin tutanağa geçirilmesi yönündeki talebimi duyan Mahkeme Başkanı duymazlıktan gelerek ve hiçbir şey yapmadan kürsüden ayrılmışlardır.

Mahkemenin bu tavrı; savunma makamını oluşturan biz avukatları dikkate almadığı, özellikle sözlü talep alınmadan devam eden duruşmalarda savunmanın sesinin dahi duyulmak istendiğinin bir ifadesidir. Silahların eşit olmadığı bir mahkeme olma yolunda süratle gidilmekte, adil yargılanma ilkesi bir kez daha ihlal edilmektedir.

Yaşanan hukuk ve ülkemiz adına üzücü bu gelişmeleri sizlerle paylaşmak istedim. Dosya hakkında bilgi talep edilmesi halinde ilkays@sezer.av.tr email adresimden ulaşılabilir.

Saygılarımla.
Av. İlkay SEZER