Adalete Son Çağrı

Müvekkilim ve Genelkurmay Başkanlığı Karargahı 2009 yılı ve öncesi bir “terör örgütü karargahı” ve “demokrasi karşıtı” bir yapı olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.

5271 sayılı CMK’nun 160. maddesi Cumhuriyet Savcılarının lehte ve aleyhte delillerin toplanması ve muhafaza altına alınması ve şüphelinin haklarını korumakla görevli olduğunu da açıkça belirmektedir.

Müvekkilim ve Genelkurmay Başkanlığı karargahındaki silah arkadaşlarını 2009 yılında “demokrasi düşmanı” gibi göstermeye çalışan iddia makamı eğer şüphelilerin haklarını korumakla görevli olmalarının gereğini yapsalardı, iddia edilen suç tarihi içinde olan, müvekkilimin 14 Nisan 2009 günü Harp Akademilerinde yapmış olduğu “Yıllık Değerlendirme Konuşması”nı da dikkate alırlardı.

Bu konuşma, iddia edilen suçun oluşumu için gerekli olan maddi ve manevi zor kullanımının söz konusu bile olmayacağını, hayal bile edilemeyeceğini göstermesi açısından hayati öneme haizdir.

Yaklaşık iki saat süren bu konuşma, üç ana başlık altında hazırlanmıştı. Bunlar, sivil-asker ilişkisi, terörle mücadele ve laiklik karşıtı hareketler idi.

Yıllık Değerlendirme Konuşmasının yapıldığı toplantıya yarısına yakını basın mensubu olan 400’e yakın davetli katılmıştır.

Konuşmanın bütününde, terör, din, Türkiye, demokrasi, cumhuriyet ve etnisite kavramları öne çıkmıştı. Teröre 95, dine 63, Türkiye’ye 55, demokrasiye 45, cumhuriyete 44 ve etnisite kavramına ise 41 defa değinilmişti.

9 ulusal kanal tarafından naklen yayımlanan konuşma büyük bir ilgi görmüştü. Müvekkilimizin Yıllık Değerlendirme Konuşmasına ilişkin 100’ün üzerinde köşe yazısı yazılmıştır.

Muhalefet partilerinden konuşmaya ilişkin fazla değerlendirme yapılmazken, iktidar partisinin önde gelen kişilerinin bazı değerlendirmeleri olmuştur.

Ekte paylaşılan dilekçeden de görüleceği üzere suçun mağduru olarak gösterilen hükümeti kuran iktidar partisine mensup kişilerin sözleri ve farklı siyasi bakış açılarına sahip köşe yazarlarının kaleme aldıkları bu yazılarda müvekkilim hakkında tereddütsüz hemfikir oldukları nokta; müvekkilimin demokrasiye ne kadar bağlı olduğu, darbelere ise ne kadar karşı olduğunun net olarak ifade edilmiş olmasıdır.

14 Nisan 2009 günü yapılan bu konuşmada müvekkilim “45” defa demokrasiye ve demokrasinin önemine değinmiştir.

Müvekkilimin yapmış olduğu bu ve buna benzer diğer konuşmaları ve gösterdiği davranışları görmezlikten gelerek aynı tarihlerde müvekkilimin ve emrinde görev yapan silah arkadaşlarının “terörist” ve “darbeci” olarak suçlanması, akıl, sağduyu, vicdani sorumluluk ve hukukun üstünlüğü adil yargılanma kapsamında düşünülemez, kabul edilemez.

Aksi değerlendirme ise tarihi bir hata olur.

Mehmet İlker BAŞBUĞ
Müdafii
Av. İlkay SEZER