TSK’nın Başına İndirilen Balyoz

1. Ordu Komutanlığı, Genelkurmay Başkanlığı’nın 20 Kasım 2002 tarihli Tatbikatlar Programı’na göre oynayacağı Plan Semineri’ne ilişkin hazırladığı senaryoyu, 12 Aralık 2002 tarihinde KKK.lığına gönderdi. KKK.lığı 3 Ocak 2003 tarihinde, 1. Ordu Komutanlığı’na bir mesaj emri ile şu hususları belirtti:

“Söz konusu faaliyetin, Gnkur. Tatbikatlar Programı’nda emredilen tatbikat özelliklerine göre, Planlama Direktifi Ocak 2003 ayında gönderilecek olan kuvvet yapısı çalışması (Kuvvet 2010) dikkate alınarak 1. Ordu Komutanlığı Kuvvet yapısına ışık tutacak tarzda icra edilmesini.

İlgi ile teklif edilen senaryonun, 1. Ordu K.lığı Plan Semineri’nden sonra, 1. Ordu K.lığınca tespit edilecek bir tarihte plan çalışması şeklinde incelenmesini, planlanacak tarihin bildirilmesini.”

Bu mesaj emri ile 1. Ordu K.lığı’nın teklif ettiği OEYTS reddedilmemektedir. İstenilen OEYTS’nin tadil edilmesidir. Tadilatı öyle yapılmalıdır ki, 1. Ordu’nun plan gerçeği icra edeceği harekatın, kuvvet yetersizliğinden dolayı uygulanmasına engel olunmamalıdır.

OEYTS nedense, herkes tarafından adeta bir suç unsuru olarak anlaşılmaktadır. Bu fevkalede yanlış bir anlayıştır. 3 Ocak 2003 tarihli mesajda görüldüğü gibi, 12 Aralık 2002 tarihinde Ordu K.lığı’nın KKK.lığı’na gönderdiği senaryonun, yani OEYTS’nın, daha sonraki bir tarihte plan çalışması olarak oynanması KKK.lığı’nca da kabul edilmiştir. Şimdi, eğer OEYTS içinde bir suç unsuru barındırıyorsa, böyle bir teklifin kabul edilerek ileride oynanabileceğinin kabul edilmesi mümkün olabilir mi? Bu nedenle, ifade esnasında da bu konuya ilişkin şöyle bir beyanım olmuştu:

“Şimdi eğer bu OEYTS’da suç unsuru varsa ve bunu dediysek – ileriki bir tarihte oynayabilirsiniz – bu soruyu bizlere sormanız lazım. Yani nasıl böyle bir şeye müsaade ettiniz diye.”

Daha sonra ne oldu? 1. Ordu Komutanlığı hazırladığı senaryoyu Genelkurmay Başkanlığı ve KKK.lığı’na 31 Ocak 2003 tarihinde gönderdi. Sonra, KKK.lığı ve 1. Ordu Komutanlığı’nın 31 Ocak 2003 tarihli Seminer Uygulama Emri’ne nasıl bir cevap verildiğine dair bir kayda rastlanılmadı. Bu konuda 2 Mart 2012 tarihinde verdiğim ifadede şu beyanda bulundum:

“Ben şimdi bunları hep hatırladığım kadarı ile ifade etmeye çalışıyorum. Bu kapsamda baktığımız zaman, biz 31 Ocak 2003 tarihli 1. Ordu Komutanlığı’nın gönderdiği yazıdaki genel çerçeveyi uygun olarak değerlendirmiş olmamız lazım. Aksi olabilir miydi? Olabilirdi. Aksi olsa idi, bugün bu 31 Ocak 2003 tarihli yazıyı, aksini gösteren bir emrimiz olması lazımdı. Aksi, bir emir olmadığına göre 31 Ocak 2003 tarihli yazı uygun görülmüş. Bu yazı Genelkurmay Başkanlığı’na da gitmiş. Genelkurmay Başkanlığı’nın bu konuya Genelkurmay Tatbikatlar Programı çerçevesinde bakması lazım. Oradan da bir şey yok.”

Görüldüğü gibi 31 Ocak 2003 tarihli teklife bir cevap verilmemiştir. Bu durumda, üst komutanlıkların, ast komutanlıkları suçlamaya kalkması etik değildir. Ortada bir hata varsa, o hatayı da üst komutanlık üstlenmek durumundadır. Hele komutanların karargahlarını suçlamaya kalkması, onların komutanlık vasıflarına sahip olmadıklarının açık göstergesidir.

Balyoz adı verilen dava kullanılarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nden çok sayıda askeri personel tasfiye edilmiştir. Bu bir tesadüf değildir. Bu tasfiye ile bugünün ve yarının komuta kademelerinde yer alabilecek niteliklere sahip personel ordudan uzaklaştırılmıştır. Türk ordusunun zayıflatılması, Türkiye Cumhuriyet’nin bekasını ilgilendiren bir sorundur.