Silahlı Terör Örgütü Kurma ve Yönetme İddiası

En ağır iddia, Silahlı Terör Örgütü Kurma ve Yönetme’dir. Yani, Genelkurmay Başkanı olarak, hem 700.000 kişilik bir Ordu’ya Komutanlık etmekte, hem de aynı zamanda bir terör örgütünü yönetmektedir.

Savcılık İfade Tutanağının 19ncu sorusu olarak kayda geçen soru aynen şöyledir; “Ergenekon Silahlı Terör Örgütü üyesi misiniz? Bu örgüt içerisinde faaliyet yürüttünüz mü?”.

Suçlama görev süresini kapsamaktadır. Yani Genelkurmay Başkanı görevdeyken terör örgütünü kurmuş veya yönetmiş, emekli olduktan sonra ise her şey sona ermiştir.

İddianamede suç tarihi olarak yalnızca görev süresinin ilk yılı olan 2009 yılı ve öncesi gösterilmiştir.

Suçlama görev süresini kapsadığına ve Genelkurmay Başkanı Başbakan’a karşı sorumlu olduğuna göre, gerçekten böyle bir şey olmuş olsaydı, gereğinin o zaman yapılması gerekmez miydi? Böyle bir durum devlet yetkilileri ve istihbarat örgütleri tarafından nasıl olurda tespit edilemedi?

Emekli olduktan nedense iki yıl sonra, bu suçlamanın yapılması da çok düşündürücüdür.

Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı görev süresinde her zaman, her durumda yasaların çizdiği görev ve sorumluluklar ve yetkiler içinde kalarak görevini yürütmüştür.

Bu suçlamanın, akıl ve mantıkla izah edilmesi mümkün değildir.

Terör Örgütü Bağlantı İddiası

İddianame sayfa 34;

“12 Haziran 2009 tarihinde İrticayla Mücadele Eylem Planının deşifre olduğunda, şüpheli İlker Başbuğ’un yurt dışında olduğu ve Genelkurmay Başkanlığı’na dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner’in vekalet ettiği, İrticayla Mücadele Eylem Planı ile ilgili soruşturma açılıp açılmaması noktasında dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Hasan Iğsız’ın Genelkurmay Başkan vekili Işık Koşaner’den değil yurt dışındaki İlker Başbuğ’u telefonla arayarak ondan emir aldığı ve sonrasında konu ile ilgili soruşturma açıldığı anlaşılmıştır. Genelkurmay Başkanı’nın yasal temsilcisi olarak Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner’den doğrudan emir alarak soruşturma açılabilecekken dönemin ikinci başkanı Hasan Iğsız’ın yurt dışında bulunan İlker Başbuğ’u arayarak onay alması ve bu yolla resmi hiyerarşi dışında hareket etmesi, askeri hiyerarşi dışında örgütsel hiyerarşinin bir göstergesidir. Yine bu durum karargahta yürütülen tüm benzer faaliyetlerin İlker Başbuğ’un kontrolünde gerçekleştiğini de göstermektedir.” iddiasına yer verilmiştir.

Yalnızca Türk Silahlı Kuvvetlerinin değil kurumların tamamında uygulanmakta olan bir devlet geleneğinin örgütsel bağlantı olarak ileri sürülmesi anlaşılamamaktadır. Üstelik Sayın Başbuğ da soruşturma açılması yönünde görüşlerini iletmişken bu değerlendirmenin yapılmış olması ciddiyetten uzak, talihsiz bir değerlendirmedir.

İddianame sayfa 33;

 “09 Ocak 2004 tarihli görüşmenin Mustafa Balbay’ın KÖŞK ZİRVESİNİN SONUÇLARI başlıklı köşe yazısı ile ilgili olduğu ve yazıdaki kaynağın TSK’dan Mustafa Balbay’a sızdırılan Kıbrıs ile ilgili gizli bazı belgeler olduğu ve bu bilgilerin kurumu zor durumda bıraktığı, Şüpheli İlker Başbuğ’un ise Mustafa Balbay’dan haber kaynağını öğrenmeye çalıştığı, Balbay’ın ise söylemediği ve elinde bu konu ile ilgili daha çok belge olduğunu belirttiği, Mustafa Balbay’ın yazısının kendilerini çok yaraladığını ve zarar verdiğini belirtmesini rağmen “Sayın Balbay, biz sizi seviyoruz. Cumhuriyet’i seviyoruz. Kendi içimizde yaptığımız değerlendirmelerse sizlerin Türk Silahlı Kuvvetlerinin zarar görmemesi gerektiğine inanan, yurtsever insanlar olduğunuzu konuştuk… TSK’ya zarar vermek isteyen bir yığın çevre var. Bunları siz de biliyorsunuz. Şimdi karşıda onlar varken, bizim sizi karşımıza almamız, Cumhuriyet’le karşı karşıya gelmemiz istenmeyen bir durum… Olayı şöyle alın, devam eden bir süreç var. Bizim çalışmalarımız var. Ve tam bu sırada sizin haber çıkıyor. Ben sizin bunu kötü bir niyetle yapmadığınızı biliyorum ama, biz çok yaralandık.” şeklinde beyanlarının olduğu, bu haliyle Şüpheli İlker Başbuğ’un bağlı bulunduğu kurumu zor durumda bırakan bir bilgi sızması neticesinde ortaya çıkan durum karşısında kurumun menfaatlerini savunmaması, Mustafa Balbay ve Cumhuriyet gazetesine yönelik görüşmenin başında dile getirdiği hususların şüphelinin örgütsel ilişki ve irtibatının bir sonucu olduğu anlaşılmıştır.” iddiasına yer verilmiştir.

Aslında örgütsel bağlantı olmadığının kanıtı olarak gösterilebilecek görüşme kaydının örgütsel bağlantı değerlendirmesi olarak ileri sürülmesi yerinde değildir.

İbrahim Şahin / Fatma Cengiz Telefon görüşmelerinde adının geçtiği iddiası

İddianame sayfa 30;

“Ergenekon Silahlı Terör Örgütü sanıklarından İbrahim Şahin ve Fatma Cengiz arasında geçen telefon görüşmelerinde şüpheli İlker Başbuğ ile irtibatlı olduklarına dair bilgilerin yer aldığı” iddiasına yer verilmiştir.

İddiada adı geçenlerin yargılandıkları dosyalardaki telefon görüşme kayıtlarının çözümüne bakıldığında, Fatma Cengiz isimli kişinin konuşmalarında Çevik Bir, Yaşar Büyükanıt, Hilmi Özkök, Talat paşa gibi isimlerin geçtiği görülmekle birlikte görüşmeye ilişkin hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

Telefon görüşme kayıtlarında “Talat paşa” olarak ismi geçen kişinin Fahri Kepek isimli işsiz bir genç olduğu yargılandığı dosyaya sanık olarak girdiğinde anlaşıldı.

Global isimli kağıtta % 80 yazılı olmasına ilişkin iddia

İddianame sayfa 30;

“Ergenekon Silahlı Terör Örgütü tutuklu sanıklarından Serdar Öztürk’ün işyeri adresinde yapılan aramada elde edilen üzerinde Global ibaresi bulunan doküman üzerinde İlker Başbuğ Levent Göktaş için %80 şeklinde ibarelerin yer aldığı görülmüştür.” denilmektedir.

Anılan belge incelendiğinde İlker Başbuğ’un yalnızca isminin olduğu, örgütsel irtibat olarak nitelendirilebilecek başkaca bir bilginin olmadığı görülmüştür.

Ufuk Akkaya “Bilgi Notu” iddiası

Gazeteci olan Ufuk Akkaya’da elde edildiği ileri sürülen İlker Başbuğ ile ilgili değerlendirmeler içeren bir yazıya ilişkin ifadesine başvurulan Ufuk Akkaya, gazetecilik mesleği gereği kendisine ulaşan bilgiler olduğunu ancak içerik olarak itibar edilmediğinden haber yapılmadığını beyan etmiştir.