Her Yer Kara Propaganda

Karanlık olayları aydınlatması, “derin devleti” ortaya çıkarması beklentisi yaratılan Ergenekon davası, ilgisiz 23 iddianamenin birleştirilmesi, “devlet içinde devlet” tavırlarının sergilenmesi, hukuk cinayetlerinin işlenmesi ile aslında hiçbir zaman karanlık olayları aydınlatma gayesinde olmadığını, gerek yargılama sürecinde, gerekse 5 Ağustos 2013 günü açıklanan kararla gösterdi.

Danıştay Başkanlığında görevi başında Sn. Mustafa Yücel Özbilgin’in şehit edilmesinde azmettirici olduğu Ankara’daki Özel Yetkili Mahkemece karara bağlanan kişi beraat ettirildi, değerli aydın ve askerlere ise ceza yağdırıldı.

9 Ekim 2013 günü de, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Balyoz Davasına ilişkin kararını açıkladı. Daha önce de belirttiğim gibi: Balyoz adı verilen dava kullanılarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nde bugünün ve yarının komuta kademelerinde yer alabilecek niteliklere sahip personel ordudan uzaklaştırılmış oldu.

Sorunun özünü teşkil eden bu noktayı ve emeklilik hakkını kazanamayan genç rütbeli personelin ve özellikle ailelerinin karşı karşıya kalacağı trajik durumu gözardı ederek yapılan değerlendirmelerin de doğru ve yerinde olmadığını düşünmekteyim.

Bu noktada, Avrupa Birliğince geçtiğimiz günlerde yayımlanan İlerleme Raporuna değinmekte fayda var. Rapora göre; savcılar tarafından hazırlanan iddianamelerin kalitesi düşüktür ve iddianameler gerekçelerden yoksundur. Rapor, Ergenekon olarak adlandırılan davada mahkemenin mahkumiyet kararlarını aktardıktan hemen sonra da şu saptamayı yapıyor:

Türk adalet sisteminde yukarıda bahsi geçen defolar, kararın Türk toplumunun bütün kesimleri tarafından kabul görmesini güçleştirmiş ve karar siyasi hesaplaşma iddialarıyla lekelenmiştir.

Yapılan bu tespitler, Türkiye’de adil yargılama yapılmadığını göstermektedir. Buna rağmen, Türkiye’de bu mahkemelerde adil yargılama yapıldığını söylemek veya düşünmek sadece ve sadece gülünçtür.

AB Raporunda da belirtildiği gibi Ergenekon ve Balyoz gibi davalara ilişkin kararlar, toplumun büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmedi. Yapılan bir anket de Türk halkının %70’nin 26. Genelkurmay Başkanı’na terör örgütü yöneticisi ve darbeci suçlamasını vicdanen ve aklen kabul etmediğini gösteriyor. Çünkü, toplum 26. Genelkurmay Başkanı’nı tanıyor ve hukuk yönünden de, internet sitelerini kapattıran kişilerin “kara propaganda” yaptıkları suçlamasıyla cezalandırılmalarına insanların gönülleri hiç razı olmuyor.

Her şeyden önemlisi de, bir genelkurmay başkanına savcıların “terörist, terör örgütü yöneticisi” iddiasında bulunması, hakimlerin de bu iddiayı kabul etmesi, iddia konusu cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçlamasının; doğrudan muhatabının hayret, şaşkınlık ve hatta öfkeyle karşıladığı bu durumu, dış kamuoyu da gülünç ve akıldışı bulmaktadır. Kamuoyunda bu açıdan büyük bir öfke ve isyan vardır.

Bu durumdan rahatsızlık duyanlar, kamuoyunu aksi yönde etkilemeye çalışmaktadırlar. Onlar, 26. Genelkurmay Başkanı’na terörist denilmesinin nedeni olarak TMK’nun 2. maddesini gösterdiler. Oysa, bu söylem gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır. Çünkü, 26. Genelkurmay Başkanı hakkında açılan davada, TCK’nun “silahlı örgüt” başlığı altındaki 314. maddesinden de suçlama bulunmaktadır.

Dolayısıyla onların dediği gibi TMK’da yeni bir düzenleme yapılsa bile, 314. maddeden de dava açılmış olması nedeniyle 26. Genelkurmay Başkanına “terör örgütü yöneticisi” söyleminde bir değişiklik olmaz.

Hakikatler ve halkın tepkisi karşısında çaresiz kalan bazı çevreler, “kara propaganda” yapmakla suçlanan şahsıma karşı insafsızca “kara propaganda” yapmaya devam etmektedirler.

İşte bazı örnekler:

Ağlama Duvarı

2008 yılı Ağustos ayında Genelkurmay Başkanlığına atandırılmam beklenmekteydi. Haziran ayı içerisinde, bu atamayı engellemeye yönelik, medya üzerinden, birileri tarafından bir “karalama kampanyası” başlatıldı.

2004 yılında, Genelkurmay 2. Başkanı iken İsrail’e resmi bir ziyaret yapmıştım. Resmi programda Kudüs’teki Ağlama Duvarı ile Mescid-i Aksa’yı ziyaret de yer almaktaydı. Ev sahibinin yaptığı tekliflere uymak ve özellikle inançlarına karşı saygılı davranmak her şeyden önce bir nezaket ve insanlık kuralıdır.

12 Haziran 2008 günü, Kudüs’teki Ağlama Duvarında çekilen fotoğraflar bir gazetede yayımlandı. Osmanlı İmparatorluğu’nun zamanında tamir ettirerek koruduğu Ağlama Duvarını ziyaret esnasında, Fatiha suresini okuyarak dua ettik.

Daha sonra da Mescid-i Aksa’yı ziyaret ettik. Biz Müslümanlar için ayrı bir önemi olan bu camide dua ederken çekilmiş fotoğraflarımız da var, ancak kendilerinde insanların inançlarını, imanını sorgulama hakkını görenler, bu fotoğrafları görmediler.

İlker Başbuğ’un aynı İsrail gezisi sırasında çekilmiş bazı fotoğrafları

Ağlama duvarında çekilmiş fotoğrafları, kara propaganda amaçları için kullananlar, her sıkıştıklarında o fotoğraflara dört elle sarıldılar. İftiralarına, hakaretlerine devam ettiler. Hakaret ettikleri kişinin, belki de ilk defa, Türk Ordusunun en yaygın adlarından birinin de “Peygamber Ocağı” olduğunu dile getirmiş olmasına da kulaklarını tıkadılar. Çünkü onlar, kör ve sağırdırlar.

Bu iftiracıları Allah’a havale etmenin yanında, yasal zeminde de mücadelemiz devam etmektedir ve edecektir. Bu kapsamda, Silivri 2. Sulh Ceza mahkemesi, 2 Ekim 2013 günü, Ağlama Duvarında çekilen fotoğraf üzerinden facebook isimli sitede yapılan hakaret içeren beyanlar nedeniyle yargılanmakta olan üç kişinin TCK’nun 125. maddesi gereğince “hakaret suçunu” işlediklerinden dolayı cezalandırılmalarına karar verdi. Her şeye rağmen, Türkiye’de adalet dağıtan yargıçlar da var.

Paksüt Görüşmesi

Haziran 2008’de maruz kaldığımız ikinci kara propaganda olayı ise ne büyük tesadüftür ki; 13 Haziran 2008 günü, yani bir yerlerden adeta bir düğmeye basılmış gibi bir gün sonra gerçekleşti. Dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanvekilinin Şubat 2008’de Irak’ın Kuzeyine icra edilen harekât nedeniyle, 4 Mart 2008 günü makamımıza yaptığı nezaket ziyareti, çarpıtılarak bir gazetede 13 Haziran 2008 günü haber oldu. Gerekli açıklama, anında Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapıldı.  (Detay için tıklayınız.)

Boş Lawlar

Diğer bir örnek ise, Poyrazköy’de yapılan kazılarda gömülü olarak bulunan beş adet boş kullanılmış law’a tarafımdan “boru” denildiği iddiasıdır. Bu söylem insanların aklına o kadar yerleştirildi ki, ben bile “boru” tabirini kullandığımı sanıyordum; ta ki daha sonra yapılan bir araştırma sonucunda, “boru” tabirini benim değil bir siyasi liderin kullanmış olduğunu öğreninceye kadar. Daha sonra, basın toplantısında benim “boru” demediğim, Hürriyet gazetesinin 16.01.2013 tarihli nüshasında haber oldu.

“Boru” denmesi suç mudur? Hayır. O zaman, rahatsızlığın asıl nedeni nedir? Askerler boş, kullanılmış lawların bir daha kullanılmayacağını bilir. İşe yaramayacak boş lawları toprak altına gömmenin anlamsızlığını bilir. O zaman bu boş lawları oraya kimler gömmüş olabilir? Bu sorunun cevabını aramak yerine, benim “boru” demediğimi bilerek, hala bu konu üzerinden polemik yapmak, en hafif deyimiyle “ahlaksızlıktır”!

Kağıt Parçası

Sık kullanılan bir diğer konu da, 26 Haziran 2009 günü yapılan basın toplantısında, iddia edilen “İrtica İle Mücadele Eylem Planı”nın fotokopisine, “kağıt parçası” denilmesidir. Dikkat edilsin ki o gün elde bulunan bir fotokopidir. Fotokopiye “kağıt parçası” denilmesi suç mudur? Hayır. Ancak, ortada sadece bir fotokopinin olması ve bu nedenle de Genelkurmay Savcılığının soruşturmasından da, doğal ve hukuk çerçevesinde istedikleri gibi bir sonuç çıkmaması, yine bazılarını ciddi şekilde rahatsız etmiştir. 13. Ağır Ceza Mahkemesi Naip Hakimi de; iddia edilen İrtica ile Mücadele Eylem Planının bulunamadığını, hazırladığı rapora yazmıştır. (Detay için tıklayınız.)

28 Şubat

Bütün bu haksız itham ve iftiralar yetmiyormuş gibi, yakın zamanda bazıları, 28 Şubat sürecinde, yurtdışında görevde olduğum halde, benim o süreçte, MGK Genel Sekreteri Başyardımcısı olduğumu utanmadan ileri sürdüler. (Bu konudaki basın açıklaması için tıklayınız.)

Bu iddialarının da boş çıkması üzerine, daha sonra ki yıllarda bulunduğum bu görevde iken, MGK Genel Sekreterliğine istihbarat birimlerinden gelen istihbaratı, MGK Genel Sekreteri adına, incelenmesi amacıyla ilgili makamlara gönderilmiş olan yazıları, karalama amaçlı olarak kullanmaya çalışmaktadırlar.

Lice

En son olarak da, bir gazetenin asılsız haberine dayanarak 22 Ekim 1993 günü Tuğg. Bahtiyar Aydın’a “Lice’ye git” emrinin tarafımdan verildiği yalanına dört elle sarıldılar. Tuğg. Aydın beraberindekilerle, Lice’nin güneyinde planlanan bir operasyonu yönetmek üzere Lice’ye saat 06.30-07.30 arasında hava yoluyla intikal etmiş idi. Lice güneyine planlanan operasyon başladıktan sonra, 09.30 civarında Lice olayları başladı. Tuğg. Aydın saat 11.45’de yaralandı ve maalesef kurtarılamayarak şehit oldu. (Bu konudaki basın açıklaması için tıklayınız.)

Bizlere ne kadar yapmadığımız şeyleri yaptınız deseler de, ilgimizin olmadığı ve olamayacağı hususlardan sorumlu tutmaya çalışsalar da, bir fotoğraf veya bir görüşme üzerinden iftira atsalar da, haksızlık ve eziyet etseler de, bizleri yıkamayacaklar.

Çünkü, bir şeyi unutuyorlar: Bizler “ebedi başkomutanımız” Mustafa Kemal Atatürk’e gerçekten yürekten inanan ve bağlı olan generalleriz, amiralleriz, subaylarız, astsubaylarız!

(E) Org. M. İlker Başbuğ

11 yorum

  • VATANIMIZ,MİLLETİMİZ,KUTSAL İNANÇLARIMIZ UĞRUNA,HERŞEY FEDA OLSUN.

    Bizler, Türkiye Yüksek menfatleri uğruna 30 yıl savaşan, adsız kahramanlarız.!

    1-Okulları derecelerle bitirmemize rağmen,hiç bir siyasi cehaletin yıkımına ortak olmadık
    2-Milyarlarca dolar vergi kaçıranlara karşı,kurşunlandık,işimizden edildik yılmadık.!
    3-Tüm malımızı,makamımızı, kanımızı,canımızı,Türkiye yüce menfatleri uğruna feda ettik
    4-En yüksek puan almamıza rağmen ,hiç bir siyasi partinin, maşa ve ihaneti olmadık
    5-Türkiye ve dünya çapında, önemli bilimsel başarımız olmasına rağmen,
    Para
    Mal
    Makam ,gösteriş,kibir ve kıskançlık hastalıklarından uzak kalarak, tüm siyasal parti
    cehaletleri ile savaştık..
    6-Kaçak ve depreme dayanıksız yapı yapanlar, gıdalara zehir katanlar, tarım arazilerini
    Betonlaştırıp, çevyi,toprak,hava,suları zehirleyenler, haklı bölenler, ülkeye ihanet
    edenler, hep berat edip, güçlenip, vatanseverler üzerinde eğemen oldular.
    7-Karışmayanlar, görmeyenler,duymayanlar, güçlenip, kanunsuzlarla ortak oldular
    8-Ülkemiz, ABD ve AB sevdalısı, diplomalı cahil yöneticilerle doldu ve böyle oldu.
    9-%7 lik, gerçek akıl,bilim,iman adalet sahibi gerçek kahramanlar azınlıkta kalıp,
    tüm ekonomilerini ve güçlerini tüketerek, ordularını savunamaz oldular.!
    10- İnsan eksenl belalardan cehaletten,gösteriş,kibir,kıskançlıklardan acı fatura çıktı
    -8.500.000 kişi, insan eksenli belalardan, engelli,özürlü,gazi oldular.
    – 250.000 akıl,bilim,iman sahibi cesur ,kahraman müstesna insanımız kuşatıldı
    – 175.000 insan,şehit,desise,tuzak,zehirlenme,komplo ile 30 yılda bitirildi
    – 3.125.000 yabancı ülke mensubu ile Türkiye, fitne ve lüks yaşama sürklendi
    – 120.000 aile her yıl boşanma tuzağına düşürüldü
    – 200.000 kişi, her yıl, çevre ve gıda kirliliğinden, kansere kurban edildi.
    -15.500.000 kişi 30 yılda sabıkalanıp, kirlendi.
    -Türk milleti,ekonomik,sosyal,siyasal,psikolojik kuşatılarak,etkisiz ve tepkisiz kılındı

    11-İÇ VE DIŞ DÜŞMANLAR BİRLEŞEREK, CEHALETİDE YANLARINA ALARAK,EN
    SON TÜRK ORDUSU, DALGA DALGA KUŞATILARAK BU HALE GELDİK.

    SONUÇ VE TEMENNİLER:

    A-Bir avuç,gerçek,akıl,bilim,iman sahibi cesur kahraman vatanseverler birleşmelidir.
    B-30 yıl savaşmış herşeyini tüketmiş, kahramanlara,destek olmalıyız.
    C-Ülkemize ihanet edip,milli ekonomimizi yağmalayıp soyanları tesbit etmeliyiz
    D-İç ve dış düşmanların, 74 yılda,haince,sinsi ve kurnazca işgali önlenmelidir.
    E-İstiklal savaşındaki gibi,Yüce Rabbimize sığınarak,çağın üstünde, bir bilim akıl ve
    güçle,yeryüzünü ve ruhlarımızı kirletenlerle, üstün teknoloji savaşı vermeliyiz.

    EN ÜSTÜN SAYGI VE SEVGİLERİMLE

    Remzi Aktaş(Araştırmacı-Mühendis-USA Bilim Kulübü Üyesi)

  • muhittin yılmaz

    Sn. Paşam
    Herşeyi çok iyi bilen ve tahlil eden bir vatandaş olarak isyanlardayım. Ama hukukun demokrasinin olmadığı bir düzende hukuk ve demokrasi ile hak aramak ne kadar alamsız bunuda çok iyi biliyorum. Direnmekten başka bir yolda göremiyorum. Sağlıklı bir şekilde direneceğiz. Direniyoruz.
    Tüm aydınlar Atatürkçüler va vatanseverler direnmeli diye düşünüyorum.Hesap dönecek.
    Saygılarımla
    Muhittin Yılmaz

  • Sayın İlker Başbuğ

    Kamuoyunun da malum olduğu bu durumların dindarların değilde dincilerin yapması manidardır. Osmanlı Devletinin yıkılmasını M.K. Atatürk’e bağlayıp bugün arkasında bir kaç kişilik destekle tarihten öc alma heveslileri, şeref ve haysiyet mahrumu kişilerin, kendi kişisel çıkarları uğruna, güncel konularda ülkenin yıkılmasını dahi göze alacak olmaları inciticidir. Ülkemize çıkarsız bir kuruş hizmet etmeyen bu şahsiyetlerden bir tanesi, ülkede dahi bulunmamakta, bu vatana canı uğruna hizmet edenler için, aksine kamuoyu toplamak, şereflerinin ve namuslarının o kazandıkları üç kuruş para olduğunun yalnızca bir ispatıdır. Yüce Türk milleti adına ve ülkemizin birliği ve bütünlüğü adına yemin ederim ki Org. İlker Başbuğ’ un suçsuzluğuna ve bu kara propagandanın son bulacağına olan inancım sonsuzdur ve azmim Türk kanını taşıyanların azmiyle aynıdır…

    Saygılarımla
    Sait Kabak

  • SAYIN PAŞAM İCİMİZ YANDI VE YANIYOR İNŞALLAH ONLARDA……..

  • Komutanım,Yüce Yaratan kul hakkıyla karşısına çıkanların elbette cezasını verecektir..Duruşunuzu ve duanızı eksik etmeyin.Allah sizinledir ve şahit olarak o size yeter.

  • Barış ATEŞ

    Komutanım,
    Allah her daim sizinle ve bizimle olsun…
    İyi ki varsınız…
    Siz oralarda o hallerdeyken bizler yurttaş olarak, Atamızın izinden gidenler olarak biz vatanımızda nasıl rahat olabiliriz ki?
    Tarih, sizleri yargılayanları, sizler hakkında hüküm verenleri elbet unutacak ama siz kahraman evlatlarımızı her daim hüzünle, gururla, minnetle sonsuza kadar anımsayacak.
    Aynı önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’te olduğu gibi…
    Aydınlık ve ışık karanlığı her daim boğdu ve boğacak.
    Güneş balçıkla sıvanır mı hiç?
    Dualarımız, selamlarımız, saygılarımız sizlerle, hepinizle…

  • vatandaş vatandaş

    Çok az kaldı şerefli komutan! Halk seni çok seviyor ve bağrına basacak…..Tarih seni altın harflerle yazacak……

  • Paşam, ben Ak Parti’ye oy vermeme rağmen, başbakan bile demeden, en başından beri sizin böyle bir şey yapabileceğinize, inanmadım/inanmak istemedim. Bu cemaat denilen insanlara da hiçbir zaman güvenmedim. Sizin ilgili Cemaat hakkında, kurumlara sızıyorlar dediğinizi çok iyi hatırlıyorum. Ta o zaman, bu soruşturmaları hangi yargının, kimlerin yürüttüğünü tahmin ettim. ve daha sonra size operasyon yaptılar. Diğer kişiler veya siz tam olarak neyle suçlanıyorsunuz onu bile bilmiyoruz. Hakkınızdaki iddialar doğru mu yanlış mı onu bile halk bilmiyor. Gerçek olan bir şey var, zaman sizi haklı çıkardı. Halkın bir kesiminin sizi sevmemesini de, yaptığıınız sert konuşmalara bağlıyorum. Yoksa Türkiye’de her kesimden, ideolojiden insanlar inanın sizin haksız yere orada tutulduğunuzdan hem fikir. Umarım bunu okursunuz ve en kısa zamanda ailenize kavuşursunuz.

  • Sayın Paşam
    Yaşadıklarınızın bir oyun olduğunu tüm cihan biliyordu.Susan ağızlar , kapanan gözler hiç bi zaman bizden olmadı ve olmayacak. Biz sizin samimiyetinize ve vatanperverliğinize her daim inandık ve inanacağız.Asil TÜRK ORDU’sundan arda kalan gerçekden “ASKER” olan umudumuzsunuz . Karanlığa giden şu günlerde size ihtiyacımız çok daha fazla. Ulu önder ATATÜRK’ün çizdiği yolda bizde arkanızdan gelmeye hazırız. Bu milletin size çok daha fazla ihtiyacı var. Türk milleti emir ve görüşlerinize “HAZIRDIR KOMUTANIM ! “

  • Mustafa AKGÜN

    Benim canım sizin gibi değerli komutanlara feda olsun iyi ki varsınız dinimizin emrettiği gibi alçak gönüllü bir o kadar cesaretlisiniz yüreğimiz yüreğinizle

  • Sayın Komutanımız.. Çiğerimiz , canımız..

    Siz ilk hapse girdiğiniz günden beri içim yanıyordu.. İnanın bende bilmediğim veya bildiğim bu acıyı.. Taki dışarı çıktığınızda.. Yeniden doğmuş gibi oldum..Yemin ederim, gözlerimden sevinç gözyaşları aktı…

    Allah insanı iftirdan ve nankörlükten korusun…( İlk günden iftira olduğunu zaten biliyorduk, tüm halk biliyordu )

    Kimler size haksızlık yaptıysa kat kat fazlası çıkacaktır… İnsanda; Allah korkusu olur… Vicdan korkusu olur… Bu duyguları olmayan zulum eder…

    Diyarbakır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.