Cumhuriyet ve Demokrasi

Atatürk cumhuriyeti “demokrasi sistemi” ile yönetilen bir devlet şekli olarak tanımlamıştır. Bu nedenle, cumhuriyet ve cumhuriyetçilik ilkesi demokrasi ile eşanlamlıdır.

Demokrasinin var olmadığı bir ülkede devletin şeklinin cumhuriyet olarak tanımlanması fazla anlam ifade etmemektedir. Demokrasi, cumhuriyet rejimini taçlandıran esas unsurdur.

Atatürk için cumhuriyetin diğer önemli bir anlamı daha vardır. Atatürk cumhuriyeti “ahlaksal erdeme” dayanan bir yönetim şekli olarak tanımlamıştır. Ona göre cumhuriyet erdemdir. Cumhuriyet yönetimi, erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir.

Atatürk’ün cumhuriyeti erdem olarak ifade etmesi çok önemlidir. Burada kastedilen, cumhuriyet rejiminin yetiştirdiği kişilerin erdem sahibi olmasıdır. Erdemli olmak, olaylar karşısında “vicdan muhakemesi” yapabilen, “güçlü karaktere” sahip insan olmaktır.

İnsanların bu nedenle en büyük sorumluluğu kendi vicdanlarına karşıdır. Vicdan sahibi insan iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırırken sadece vicdanının sesini dinler. Bu sorumluluk kişinin kendi içinde, kendisine karşı duyduğu bir sorumluluktur.

İnsanoğlunun varoluşundan beri, kişilerin ve toplumun vicdan sahibi olup olmaması sorun oluşturmuştur.

Konfüçyüs insanların iki şekilde yönetilebileceğini ileri sürmüştür. Birincisi sadece suç ve ceza ile yönetmektir. İkincisi ise erdemle yönetmektir.

Konfüçyüs; sadece ceza ile yönetilen insanlarda “şeref” ve “utanma” duygusunun oluşmadığını, erdemle yönetilenlerde ise hem “şeref” hem de “utanma” duygusunun var olduğunu ve bu insanların “doğru”yu ve “iyi”yi yapmaya çalıştıklarını söylemiştir.

Elbette, erdem sahibi kişilerin yetiştirilmesi sorumluluğu ilk önce aileye, daha sonra da okullara düşmektedir.

Bugün hepimizin kendimize sormamız gereken sorulardan birisi şu olmalıdır:
Olaylar karşısındaki tavrımızı, “vicdani” bir mahkemeye dayanarak mı, yoksa vicdanlarımızı kör kılarak, kişisel çıkarlarımıza, korkularımıza dayanarak mı alıyoruz? “Şeref” ve “utanma” duygusuna ne kadar sahibiz?

Bu arada bir de “kamu vicdanı” kavramının olduğunu da unutmamalıyız. Kamu, toplum vicdanı; her zaman doğruyu gösterir. Bunu herkesten önce siyasi iktidarlar kabul etmelidir.

Demokrasi üzerindeki ilk yazılı değerlendirmeye, Herodot Tarihi’nin üçüncü cildinde rastlanır. M.Ö. 5. yüzyılda kaleme alınmış olan bu yapıtta demokrasi şöyle tanımlanmıştır:

Halkın yönetimi, yasalar önünde eşitlik, bütün sorunların tartışmaya sunulması ve yöneticilerin makamlarından hareketle sorumlu tutulmaları.

Demokrasi günümüzde, siyasal olarak farklı görüşlere sahip olanların haklarına saygı gösterildiği ve onlara bir gün çoğunluğa dönüşebilme yollarının açık tutulduğu, “özgürlükçü” bir “çoğunluk” yönetimi biçiminde tanımlanmaktadır.

Demokrasi elbette “çoğunluk” yönetimidir. Ancak, gerçek demokrasinin olduğu yerlerde “farklı görüşlerinde” dikkate alınarak, “çoğulculuğa” önem verilmeye çalışıldığı da ortadadır.

Winston Churchill’in alaycı şekilde dediği gibi; “Demokrasi, bütün yönetim biçimlerinin en kötüsüdür, bütün diğer yönetim biçimleri hariç.” Aslında söylenmek istenilen demokrasinin mevcut diğer yönetim biçimleri arasında, bütün mahsurlarına rağmen en iyisi olduğudur.

Demokrasilerin, “halkın egemenliğini” ne kadar sağladığı sorgulanabilir. Demokrasilerin amacının farklılıkları yok etmek değil, uzlaştırmak olduğu ifade edilebilir. Seçimsiz bir demokrasinin düşünülemeyeceği, ancak demokrasinin de sadece seçim olmadığı savunabilir. Demokrasilerin bir denge ve uzlaşma rejimi olduğu, çoğunluğun hâkimiyeti olmadığı söylenebilir.

Bütün bu düşünceler ve buna benzer düşünceler elbette haklı noktaları içermektedir. Bu konularda zaman zaman istenilen noktalara ulaşılamadığı da bir gerçektir. Ama, bu durum bizim demokrasiye karşı tutum almamıza bir gerekçe oluşturmaz.

Ancak demokrasinin vazgeçilmez evrensel niteliklerinin üç temel öğesi olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar: Özgürlük, bağımsız yargı ve seçimlerdir. Demokrasi, özgürlüklere saygılı bir “çoğunluk” sistemidir. Bağımsız yargı, demokrasinin olmazsa olmaz koşullarının başında gelmektedir.

Seçimlere gelince, demokrasi açısından seçimlerin önemi, 25 Ocak 2010’da söylediğim gibi şöyledir:

“Biz diyoruz ki, demokraside en önemli husus iktidarların seçimlerle, demokratik yöntemlerle el değiştirmesidir.”

Demokrasilerde, iktidarın kim olacağını tayin eden tek unsur seçimdir. Bu konuda, “kişilerin vicdanında” ve “kamu vicdanında” bazı soruların doğmasına neden olunması, her şeyden önce korunması gereken, demokrasimize zarar verir.

İlker Başbuğ