14 Mart 2013 Tarihli Celse

Mahkemenin tamamlamasına izin vermediği, mikrofonunu kapatırdığı Av. Sezer’in beyanlarının tamamı


1.     Giriş:

18 Şubat 2013 günü almış olduğunuz karara uygun olarak, Genelkurmay Başkanlığından gönderilen harddisklere ilişkin tutanaklar dosyaya celp edilen belgeler ve tanık beyanlarınailişkin beyanlarımızı ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. (11.03.2013 tarihinde okunarak dosyaya alınanları inceleyemediğimiz için mehil verilmesini talep ediyorum)

a.     İddia makamı tarafından hazırlanan ve mahkemeniz tarafından da kabul edilen iddianameye göre, genelkurmay başkanlığı bir terör örgütü ve müvekkilimiz Türkiye Cumhuriyetinin 26. Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ da bir terör örgütü kurucusu ve yöneticisidir.

Bu iddialar karşısında, iddialara göre mağdur durumunda olan ve bizim de tanıklığını istediğimiz; sayın başbakan bir gün dayanamayarak; “Türk Silahlı Kuvvetleri bir örgüttür, ama terör örgütü değildir. Terör örgütü dediğiniz zaman affedilir bir yanı yoktur” demek durumunda kalmıştır.

Ancak, bugün de üzülerek görüyoruz ki; mahkemenizin bu konudaki yaklaşım ve düşüncesinde hiçbir değişiklik yoktur.

b.     Tespit raporu tanzim etmesi bile fevkalade yanlış olan terörle mücadele personeli adeta bilirkişi gibi kullanılması da aynı şekilde yanlıştır.

Bu bir anlamda, polisin hakim yerine geçmesi anlamına gelmesi demektir.

Çünkü; Genelkurmay Başkanlığının, terörle mücadeleye ilişkin yazışma ve çalışmaları da, Genelkurmay Başkanlığı adeta bir terör örgütü kabul edilerek, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünde görevli iki terörle mücadele şubesi personelinin incelemesine ve değerlendirmesine bırakılmıştır. Genelkurmay Başkanlığının çalışmaları terörle mücadele birimlerinin ilgi alanına bırakılmıştır.

Bunu ne kabul edebilmek, ne de mazur görebilmek mümkün değildir.

Bir rapor alınmak isteniyor ise bilirkişilik yapacak başka kimse mi yok? Neden illa polis neden İstanbul Emniyeti?

c.     Genelkurmay Karargahı örgüt olamaz, örgütsel yapı ileri sürülemez. (Prof. Dr. İzzet Özgenç)

Buna rağmen; müvekkilimin örgütsel irtibat olarak ileri sürülen iddialar bölümüne bakılır ise; 3 Mart 2004 tarihinde Ankara’da yapılan “Hilafetin İlgası ve Tevhidi Tedrisat Paneli’ne”katılmış olmak, Sn. Mustafa Balbay ile 2004 yılında Genelkurmay Başkanlığı Karargahında görüşmek, 2009 yılındaHırvatistan’da resmi bir gezide bulunurken Genelkurmay 2. Başkanı tarafından aranarak bir konu hakkında bilgi verilip görüşünün sorulması ve iki kişi arasında geçen bir telefon görüşmesinde isminin geçmesi gibi konular görülmektedir. Bu iddialar Devletin, Genelkurmay Başkanlığı makamında bulunmuş bir kişinin iddia edilen bir terör örgütü ile ilişkilendirilmeye çalışılması gibi ciddiyetten uzak, kabul edilemez iddialardır.

Bu iddialara daha sonraki bölümlerde daha detaylı olmak cevap verilmeye çalışılacaktır.

2.     12.01.2011 tarihli duruşmada alınan 3 nolu ara karar uyarınca Genelkurmay Başkanlığından gönderilen harddiskler üzerinde hazırlanan tutanak 18 Şubat 2013 tarihinde okunarak dosyaya alınmıştır.

Çok kapsamlı olan 5,5 GB hacmindeki dosyaya, inceleyebildiğimiz kadarıyla beyanlarımızı sunuyoruz;

Öncelikle belirtmek isterim ki:

1nci klasörde yer alan Bilgi Destek Daire Başkanlığına ait Bilgisayarların incelenmesi’ne ait TESPİT TUTANAĞI’nın ikinci sayfasında 71 adet harddiskte kovuşturma ile ilgili olacak veya kovuşturmaya katkı sağlayacak (nasıl bir katkı?) hiçbir bilgi ve belgenin bulunmadığı tespit edilmiştir. Devamında ise bu tespiti zayıflatan ibareler yazılmış. Lehte olan hususları dahi küçümseme gayreti ile hazırlanmış olan bu tutanakta özellikle dava konusu yapılan iddia olunan irtica ile mücadele eylem planının olmadığı belirtilmektedir.

a.     Gen.kur.bilirkişi raporu ek isimli klasörde bulunan 1 klasör (tespit tutanağı) isimli klasörde yer alan 323 sayfadan ve 262 adet ek’ten ibaret Bilgi Destek Daire Başkanlığına ait Bilgisayarların incelenmesi’ne ait TESPİT TUTANAĞI’na ilişkin olarak;

Şu hususu önemle belirtmek isterim ki; bu dosyadaki tutanağa konu edilen belgelerin tamamı gerçekse bile sanıkların üzerlerine atılı suça ilişkin herhangi bir delil bulunmamakta, tam tersine eklerde yer alan belgeler sanıkların masumiyetini göstermektedir. 2010/106 esas sayılı dosyada vekalet aldığımda söylediğim gibi belki As. C.K. 148nci maddede yer alan askerin siyasetle uğraşma suçundan bahsedilebilir, ancak burada özellikle müvekkilimiz Sayın Başbuğ’un görev dönemine ilişkin bu suçlamadan da bahsedilemez, çünkü askerin siyasetle uğraşmasına dair herhangi bir belge de yoktur.

Polis tespit tutanağında toplam olarak 262 adet belge incelenmiş, bu belgelerden;

17 adedi müvekkilimizin 2nci Başkanlık dönemine (2003-2005) aittir. Tutanağa göre bu belgeler Genelkurmay Başkanına da arz edilmiştir. Bunlardan herhangi bir suç unsuru var mıdır? Hayır, yok! Aksi iddiaların ortaya açıkça konulması gerekir.

12 adedi ise Genelkurmay Başkanlığı dönemine aittir, suç unsuru var mıdır? Hayır, yok!

64 adedi Genelkurmay Başkanlığı döneminde basında çıkan haberlere ilişkindir ve hiçbir suç unsuru yoktur.

Toplam 93 adet belge, geriye kalan 169 belge ise müvekkilimizin görev dönemine ilişkin değildir!

Özellikle; tespit tutanağında bulunan tüm belgelere bakıldığında terör örgütü üyeliği ve yöneticiliği ile, darbe yapmak ya da darbe ortamı hazırlamaya ilişkin hiçbir veri bulunmamaktadır. Eğer iddia makamı, bu suçlamalara yönelik delillerin var olduğu düşüncesinde ise bunu açıklamalı, sanıklar da burada bu iddialara karşı derhal cevap verilsin!

İddia edilen irtica ile mücadele eylem planı ilişkin olarak hazırlanan tespit tutanağı ile ilgili olarak;

Gen.kur.bilirkişi raporu ek isimli klasörün alt klasörlerinden 1. klasördeki Tespit tutanağının dizi 51, pdf 273. sayfadan klasörün son sayfasına kadar yer verilendeğerlendirme bölümünde sayılan belgelerin yalnızca adı yazılıdır. Tarihleri ise yazılı değildir. Biz, bu değerlendirme bölümünde yer alan, mahkemenizi yönlendirme amacıyla zorlama yorumlardan ibaret olduğuna inandığımız değerlendirmelere katılmıyoruz, ancak mahkemenin ciddiye alabileceğini düşündüğümüz bu değerlendirme bölümündeki (bu aşamada sunudan yardım alarak görsel biçimde devam edelim)eklere tek tek ekrandan bakalım.

Bu eklerin hiçbirisi; müvekkilimiz Sayın Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı görevini yaptığı 30 Ağustos 2008 – 30 Ağustos 2010 tarihleri arasında hazırlanmamıştır. Son kaydetme tarihleri de bunu göstermektedir.

Bu aşamada tekrar ifade etmek isterim ki, kanaatimize göre değerlendirme bölümünde yer alan bu belgeler de kesinlikle sanıklar üzerine atılı suçlama ile ilgili değildir, olamaz.

Özetle; Emniyet tespit tutanağı esas alındığında iddia olunan irtica ile mücadele eylem planının bulunmadığı çok kısa da olsa belirtiliyor. Daha önce yazılmış yazılarla benzerliğe ilişkin değerlendirme ise aşırı zorlama ile yapılmış kanaatindeyiz, örneğin tutanağın 299. sayfasında yer alan “(6)” başlıklı bölümün“1522_fettullan_gulen” isimli belge ile hiçbir benzerliği olmamasına rağmen söylem benzerliği şeklinde değerlendirilmesinin hiçbir dayanağı bulunmamaktadır.

Değerlendirme bölümünde, müvekkilimizin görev dönemi olan 30 Ağustos 2008-30 Ağustos 2010 tarihleri arasında bir hiçbir belge gösterilmemiştir.

Tüm bu verilere rağmen üzerinde herhangi bir tarih bulunmayan sözde plan için nasıl oluyor da sadece ve sadece isimsiz ve imzasız ihbar mektubuna dayanarak Nisan 2009’da hazırlandığı iddia edilebiliyor?

b.     Gen.kur.bilirkişi raporu ek isimli klasörde bulunan 7. klasör (tespit tutanağı) isimli klasörde yer alan 425 sayfadan ve 223 adet ek’ten ibaret internet siteleri ile ilgili faaliyetler ve irtica.org isimli internet sitesine eklenen haberler TESPİT TUTANAĞI’na ilişkin olarak;

Bu tutanağın son sayfasında yer alan Nisan 2009’da imzalanan ve paraflanan ANDIÇ’ın onay alındıktan sonra yürürlüğe girdiği ve internet siteleri ile ilgili faaliyetlerin devam ettiği değerlendirilmiştir şeklindeki değerlendirme kesinlikle iyiniyetle yapılmış bir incelemenin ürünü değildir.

425 sayfalık bu tutanağında dava konusu Andıç ile kurulması planlanan internet sitelerinden hangisinin kurulduğu ve hangi yayınların yapıldığı yer alıyor mu? Hayır!

Tutanağın adı “sitelere eklenen haberlere” ilişkin olduğu, şimdi soruyorum, hangi haber kara propaganda içeriyor? Yani gerçek dışı ve yalan? Hangi yalan haber karargahta oluşturulmuş?

Müvekkilimizin görev döneminde konulduğu iddia olunan ya da değerlendirilen hükümete yönelik kara propaganda içeren hangi yayın var? Biz göremedik! Eğer iddia makamı görmüş ise göstersin sanıklara soralım! Hangisi kimin talimatı ile konulmuş, söylensin.

Bu veya eski sitelerde yayınlandığı ileri sürülen yayınlara ilişkin müvekkilimizin onayının alınmış olduğuna dair bir bilgi var mı? Yok!

Değerlendirme yaparken duruşma tutanaklarından alıntılar yapılmış olduğunu da gördük, tutanağı hazırlayanlar içeriği ve amacı kesinlikle bir suç unsuru içermeyen dava konusu Andıç’ın onaylanmadığına ilişkin sanık beyanlarını neden görmezden gelmişler?

Neden ön raporun okunmasından sonra 14.12.2012 tarihli 271. Celsede;

Üye Hakim Üye Hakim Fatih Mehmet Uslu: “Buradaki onaylatılaraktan kasıt yani kim tarafından onaylanmıştır.”

Sn. Cemal Gökçeoğlu’nun: “Hayır onaylama olayı yok zaten”

Ayrıca benim dava konusu andıcı kastederek; “Bu belgede bahsedilen Genelkurmay Başkanına onaylatılarak ibaresinden anlamamız gereken andıç olduğu söylenen belgenin üzerinde İlker Başbuğ’un imzasının olduğuna dair bir bilginiz görgünüz var mı, bu bilgiye dayalı olarak yazılmış bir şey mi?”

Sn. Cemal Gökçeoğlu: “Hayır.” Şeklinde tutanaklara geçen açık ve net beyanını neden görmezden gelmişlerdir?

Gerçek böyleyken aksine beyanlar doğru değildir!

c.     Gen.kur.bilirkişi raporu ek isimli klasörde bulunan 11. klasör (tespit tutanağı ve ekleri) isimli klasörde dizi 242 – dizi 163 arasında yer alan 80 sayfadan ve 57 adet ek’ten ibaret internet sitelerinin izlenme durumları, takip edilen sitelere ilişkin listeler vb. faaliyetler TESPİT TUTANAĞI’na ilişkin olarak; sitelere konulduğu ileri sürülen yayın ve tarihleri konusunda ciddi tereddütler vardır, incelememiz devam etmektedir, ekte bulunduğu ileri sürülen yayınların dijital kopyalarının tarafımıza verilmesini ve inceleme için süre verilmesini talep ediyoruz.

SONUÇ OLARAK:

18 Şubat 2013 günü okunarak dosyaya naip hakim incelemesi, bilirkişi raporu olarak alınan tespit tutanaklarını tek yanlı olarak hazırlandığı için kabul etmiyoruz! Ayrıntılı inceleme yapıp beyanda bulunmak üzere mehil verilmesini talep ediyoruz.

Tespit tutanağının uzman kişilerden seçilecek tarafsız bir heyet tarafından yeniden tanzim edilmesini talep ediyoruz.

3.     Naip Hakim tarafından hazırlanan ve 13 Aralık 2012 tarihli duruşmada okunarak dosyaya alınan ÖN RAPOR’a ilişkin olarak 14 Aralık 2012 de verilen dilekçemizde yer alan bazı konulara değinmek istiyoruz;

Müvekkilimizle ilgili olarak mahkemeniz üye Sedat Sami Haşıloğlu 07.09.2012 tarihli celsede tutanağa şu şekilde geçen bir açıklama yaptı;

“Yargılama esnasında şöyle bir gelişme yaşandı İlker Başbuğ dosyamız sanığı olmadan önce İnternet Andıcı olarak bilinen dosya sanıklarının hemen hemen hepsinin ortak olarak bir beyanı oldu. İnternet Andıcıyla ilgili olarak imza sirkülerinin konusu kendilerine sorulduğunda Genelkurmayda Genelkurmay Başkanının haberi olmadan bir kuş dahi uçmayacağını bütün konularda Genelkurmay Başkanına önemli konularda Genelkurmay Başkanına ulaştırılacağını. Komutana arz ibaresinin de komutana bu belgenin arz edildiği şeklinde anlaşılması gerektiği yönünde beyanlarda bulundular. Mahkememizde birbirleriyle uyumlu bu beyanlar üzerine gereğinin takdir ve ifası için Cumhuriyet Savcılığına bir ara kararla durumu aktardı. Cumhuriyet Savcılığı İlker Başbuğ’u da sanık olarak niteleyip bir iddianame tanzim etti.”

Bu açıklamadan mahkemenizin dava konusu andıç’ı suç unsuru görerek müvekkilimiz hakkında suç duyurusunda bulunduğunu anlıyoruz, bu nedenle naip hakimlik incelemesi andıç başta olmak üzere incelenmiştir.

Her şeyden önce üzerinde durulması gereken nokta; “İnternet Andıcı”nın ne olup, olmadığının ortaya konulmasıdır.

İnternet Andıcı, internet sitelerini konu alan, metin kısmı iki sayfadan ibaret, yasal ancak tamamlanmamış bir karargah çalışmadır.

Andıç’da, kesinlikle suç teşkil edecek bir husus yoktur.

Soruşturmayı yürüten iddia makamının ve suç duyusunda bulunma ihtiyacını duyan Mahkemenin öncelikle, söz konusu Andıç’da suç teşkil eden hangi hususların bulunduğunu ortaya koyması gerekirdi ve bu gereklilik hala daha devam etmektedir.

Bu nedenle ısrarla soruyoruz;

Bu Andıc’da suç teşkil eden hangi somut fiillerbulunmaktadır? Bunları bilmeden, nasıl ve nelere karşı savunma yapılacaktır?

Birinci İnternet Andıcı İddianamesinin 67. Sayfasında iddia makamı aslında suç unsurunu nerede ve nasıl bulduğunu ifade etmektedir:

“Planlama ve kurum içi onay aşamalarına uygun olarak bir Andıç hazırlanması ve bunun şeklen hukuka uygun olması, amacının da hukuka uygun olduğunu göstermez.”

İddia makamı, Andıc’ın amacının tehlikeli olduğunu düşünmektedir.

Bu Andıç ile yeni internet sitelerinin kurulması planlanmıştır.

İnternet sitelerinin açılması için yasal olarak izin alınması zorunlu değildir.

Açılması planlanan bu siteler; hiçbir zaman aktif hale getirilmeden, yayına geçirilmeden, görülen lüzum üzerine 19 Haziran 2009’da bu çalışmada sona erdirilmiştir. Görüldüğü gibi bu siteler vasıtasıyla bir suç işlenebilmesi söz konusu bile değildir. Ortada böyle bir durum yoktur.

Ortada suç teşkil edecek fiil olmadan, iddia makamı Andıç’ın amacının hukuka uygun olmadığını nasıl ileri sürebilir? İddia makamı niyet okuyucusu mudur?

İddia makamının; eğer bu sitelerle ilgili çalışmaya 19 Haziran 2009’da son verilmeseydi, bu sitelerde de suç oluşturulacak faaliyetlerin olabileceğini ileri sürmesi, ancak film senaryolarında görülebilecek bir durumdur.

Azınlık Raporu (Minority Report) adlı Amerikan filminde bu senaryo bulunabilir. Gelişen üstün teknolojiden istifade edilerek, insanların beyinleri okunmakta ve suç işlemeyi düşünenler yakalanarak, cezalandırılmaktadır. Böyle bir düşünce ancak ve ancak film senaryosunda bulunabilir.

İnternet Andıc’ı nedeniyle, insanları suçlamak, tutuklu olarak bulundurmak akıl tutulmasıdır. Hukuk cinayetidir.

Maalesef bu Andıç, 26ncı Genelkurmay Başkanı’nı ve onun Karargahını tutuklamak için bir araç olarak kullanılmış ve kullanılmaya da devam edilmektedir.

Yasal bir belge de, sadece ve sadece parafları bulunduğu için bazı kişiler 2 yıla yakın bir süredir hürriyetlerinden mahrumdur.

Müvekkilimiz M. İlker Başbuğ’un suçlanmasına ve tutuklanmasına neden olan asıl husus olarak İnternet Andıc’ı gösterildiği için ve özellikle de bu Andıç nedeniyle bir çok kişi anlamsız şekilde suçlanmakta olduğu için dava konusu bu Andıc’ın üzerinde biraz daha fazla durulmasına ihtiyaç vardır.

İnternet Andıc’ı, tamamlanmamış bir karargah çalışmasıdır. Tamamlanmamış olması iki nedene dayanmaktadır. Birincisi; Andıç üzerinde Genelkurmay 2. Başkanının “Sn. Komutan’a Arz” talimatı vardır. Bu Andıc’ın tamamlanabilmesi için, bu Andıc’ın Genelkurmay Başkanı’na arz edilip, onayının alınması gerekir. İkincisi, faaliyete geçilebilmesi için ayrıca “bir uygulama emiri”nin çıkartılması lazımdır. Bu iki işlem, yerine getirilmediğinden bu karargah çalışması kimilerince aksi ileri sürülse de tamamlanmamıştır.

Burada, bir konunun da altının özenle çizilmesinin önemi ve yararı vardır.

Müvekkilimiz M. İlker Başbuğ, daha önceden belirtildiği şekilde, 30 Ağustos 2008’den sonra, Genelkurmay Başkanlığında Bilgi Destek faaliyetlerinin daha çok terörle mücadeleye öncelik verilerek, farklı bir yapılanma ile yürütülmesini istemiştir. Bu konuyu da Genelkurmay 2. Başkanı ile paylaşmıştır.

Nitekim Kasım 2008 tarihli “yeniden yapılanma” konulu ve 7. klasörde (tespit tutanağı isimli) yer alan internet siteleri ile ilgili faaliyetler ve irtica.org isimli internet sitesine eklenen haberler TESPİT TUTANAĞI’na Ek 5 olarak 8. Klasör pdf:16, dizi 282’deki andıçta, “Genelkurmay Başkanı tarafından, İGHD terörle mücadelenin bütün alanlarını kapsayacak şekilde yeniden yapılandırılması, Bilgi Destek Daire Başkanlığının lağvedilmesi ve lağvolan şubelerin tek bir şube olarak yeniden teşkilatlandırılarak ilgili dairelerin bünyesine dahil edilmesi direktifi verilmiştir” şeklinde açık ve net müvekkilimizce verilmiş direktif yer almaktadır.

Ancak tespit tutanağında bu hususa neden yer verilmemiştir?

Bir süreç dahilinde Bilgi Destek Dairesi Lağv edilecektir. Ağustos 2008’de bu Daire Başkanlığına atanan Tugğ. Uğur Tarçın Eylül 2008’de başka bir göreve atanmış, geçiş döneminde de Bilgi Destek Daire Başkan Vekilliğine gelecekteki yapılanmayı da göz önüne alarak, İç Güvenlik Daire Başkanı Tümg. Mustafa Bakıcı görevlendirilmiştir.

İnternet Siteleri Andıcın’da yer alan 4 konu başlığı ile yukarıda belirtilen düşünce içerisinde yer alan internet konu alanları arasında genel olarak uyum bulunmaktadır. Önemli farklılık, söz konusu faaliyetlerin nerede yapılacağı hususundadır. Bu nedenle de, İnternet Andıcında bir suç unsuru bulunmamaktadır.

İnternet sitelerinin açılması suç değildir. Görev ve yetkiler dışına çıkılarak, bu sitelerde suç unsuru teşkil eden faaliyetler yapılmış ise, elbette bu husus sorgulanabilir. Ancak, dava konusu Andıç ile ilgili böyle bir husus söz konusu bile değildir. Bırakın, bu şekilde bu sitelerde suç işlenmesini, herhangi bir site bile ortada mevcut değildir.

Bilindiği üzere, Ağustos 2008’den önce açılmış olan sitelerde müvekkilimiz döneminde, Şubat 2009’da kapatılmıştır. Dolayısıyla Şubat 2009’dan 30 Ağustos 2010’a kadar olan süreçte Genelkurmayın bu amaçla kullanabileceği internet sitesi yoktur.

Netice olarak, Andıç hiyerarşi dışında ve yasa dışı bir amaç için hazırlanmamıştır. Onay işlemleri tamamlanmamış bir karargah çalışmasıdır.

Bu açıklamanın yapılmasının gerekçesi yaşanılan gerçeklere açıklık kazandırmak olup herhangi bir kimseyi suçlamaya çalışmak değildir. Çünkü zaten ortada bir suç da yoktur.

4.     Tanık beyanlarına ilişkin olarak;

Dosya kapsamında 02-03.08.2012 tarihli duruşmalarda tanık olarak ifadesine başvurulan 24. Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi ÖZKÖK’ün beyanları ile müvekkilimiz ile ilgili iddianamede ileri sürülen iddiaların asılsız olduğu bir kez daha görülmüştür.

Sayın Hilmi ÖZKÖK’e beyanlarının sonunda sorulan soru ve cevabı duruşma tutanağına aşağıdaki şekilde geçmiştir:

Av. İlkay Sezer: “müvekkilimiz Sayın İlker Başbuğ ile ilgili olarak dün ve bugün ifadeleriniz esnasında astlarınızla bazı konularda farklı görüş ve düşüncelerin olabileceğini söylediniz. Anayasa ve yasa ile tayin edilen demokratik düzen konusunda 2. Başkanınız olan Sayın Başbuğ’un sizden farklı düşünce ve görüşlere sahip olduğu durumlar oldu mu?”

Tanık Hilmi Özkök: “Dediğiniz çerçeve içerisinde olmadı, demokratik görüş yönünden ama çeşitli fikirlerde gayet tabi ki farklı görüşler söylemiştir. Ben onu kabul etmeyip başka türlü söylemişimdir.”

Av. İlkay Sezer: “Benim kastım efendim yasal düzene ilişkin.”

Tanık Hilmi Özkök: “Hayır.”

Av. İlkay Sezer: “Demokratik düzene ilişkin.”

Tanık Hilmi Özkök: “Hayır.”

Av. İlkay Sezer: “Hükümete ilişkin olmak üzere.”

Tanık Hilmi Özkök: “Hayır.”

Av. İlkay Sezer : “Sayın Özkök …… 2. Başkanlığınızı 2 yıl süre ile yapılan, yapan Sayın Başbuğ hakkında bu 2 yıl içerisinde bir cümle kurmak isterseniz, görevini ne şekilde yapmış, size ne şekilde yardımcı olmuş görev ifa etmiştir efendim?”

Tanık Hilmi Özkök: “BENİ YÖNLENDİRMEYEN AMA BANA HER TÜRLÜ DOĞRU KARAR VERMEK İÇİN GEREKLİ BİLGİLERİ TOPLAYAN DÜZGÜN BİR İNSANDIR. VE ONUN 2. BAŞKAN OLARAK YANIMDA ÇALIŞTIRMAKTAN ÇOK İSTİFADE ETTİM.”

……………………………………………………..

12.11.2012 tarihli CELSE NO: 259 E.Org.Ergin SAYGUN

Av. Betül Ayberk: “Ee evet doğru. Müvekkilimiz Sayın Başbuğ terör örgütü kurmak ve yönetmek, hükümeti cebir ve şiddet yöntemleriyle ortadan kaldırmaya teşebbüs, devlet yöneticilerine baskı yapmak gibi suçlamalarla maalesef 10 ayı aşkın süredir tutuklu olarak yargılanıyor. Müvekkilimizin iddia olunan bu suçlamalar ya da başka herhangi bir konuda talimat verdiğine, talepte bulunduğuna veya düşünce açıkladığına dair herhangi bir duyumunuz oldu mu?”

Tanık Ergin Saygun: “Yani olmadı tabi çok geniş bir soru herhangi bir konu dendiği zaman ama yani bu.”

Av. Betül Ayberk: “Herhangi bir.”

Tanık Ergin Saygun: “Suçlandığı konular ile ilgili.”

Mahkeme Başkanı: “Suçlandığı konularla ilgili iddialar.”

Av. Betül Ayberk: “Evet.”

Tanık Ergin Saygun: “Herhangi bir şeyini hiç duymadık.”

Av. Betül Ayberk: “Yani hükümet aleyhine herhangi bir.”

Tanık Ergin Saygun: “Hayır..”

5.     Dinlenmesi reddedilen tanıklara ilişkin olarak, öncelikle şu hususu belirtmek gerekir ki, 30.05.2012 havale tarihli dilekçe ve sonrasındaki yazılı ve sözlü taleplerimizde;

Kamuoyu vicdanını da rahatsız ettiği görülmekte olan haksız iddiaların ne derece asılsız olduğu ve müvekkilimiz ile ilgili olarak ileri sürülen iddiaların asılsız olduğuna ve görevini yasal mevzuat çerçevesinde yapmış olduğuna aşağıda belirtilen tanıkların dinlenmesi ile bir kez daha anlaşılabilir, denilmek suretiyle;

Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah GÜL, TBMM Başkanı Sayın Cemil ÇİÇEK, Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN, Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir ATALAY, Milli Savunma eski Bakanı Sayın Vecdi GÖNÜL, Avrupa Birliği Bakanı Sayın Egemen BAĞIŞ, emekli Orgeneral Sayın Işık KOŞANER, emekli Oramiral Sayın Metin ATAÇ, emekli Orgeneral Sayın Aydoğan BABAOĞLU’nu neden dinleteceğimize ilişkin ayrıntılı açıklamada bulunulmuştur. Nitekim, mahkemenizin bu konuda bir soru sormamış, açıklama istememiş olması da talebimizin bir soruya yer vermeyecek şekilde anlaşıldığını göstermektedir.

7,5 ay kadar bekleyen talebimiz 11.01.2013 tarihli duruşmada reddedilmiş, bu celseden sonra yapılan ilk celse olan 18.02.2013 tarihli celsede hazır edilen emekli Orgeneral Sayın Işık KOŞANER, emekli Oramiral Sayın Metin ATAÇ, emekli Orgeneral Sayın Aydoğan BABAOĞLU’nun CMK 178. Maddesi uyarınca dinlenilmesi talep edilmiş ise de talebimiz; bugüne kadar dinlenen tanıkların nitelik ve nicelik maddi gerçeği vuzuha çıkarmaya yeterli olduğu gerekçesiyle tekrar reddedilmiştir. Mahkemeniz uygulaması ile açık ve net yasa kuralı çiğnenmiştir.

Dinlenmesi reddedilen tanıklarımızdan Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN, 05 Ağustos 2012 tarihinde bir televizyon kanalında müvekkilimize yöneltilen suçlamalarla ilgili olarak “… Biz haftada bir Genelkurmay Başkanıyla rutin görüşmeyi yaparız. Her hafta fevkalade bir durum olmadığı sürece ve bu haftalık görüşmelerimizi zaten bir rutine bindirmiş iktidar olarak sürdürmüş bir partiyiz böyle bir durumumuz var ve burada da biz hakikaten yani şu 10 sene içinde gerek Hilmi paşamın döneminde gerek Büyükanıt paşamızın döneminde gerek Başbuğ paşamızın dönemindehepsiyle de bu çalışmalarımızı biz gayet başarı bir şekilde yürüttük Ha birbirimizin düşüncelerini kabul etmediğimiz katılmadığımız zamanlar olmuş olabilir doğrudur. Ama bu çalışmalar gayet iyi bir eksende yürüdü başarılı yürüdü bakın ben En son mesela dönemde söyledim İlker Paşamızla alakalı da ben YAPILAN BENZETMELERİ VE YAKIŞTIRMALARI DA ASLA DOĞRU BULMUYORUM. YANİ BİR ÖRGÜT ELEMANIYMIŞ, BİR ÖRGÜTÜN MENSUBUYMUŞ GİBİ BU TÜR YAKLAŞIMLARI bi defaKESİNLİKLE ÇOK ÇOK ÇİRKİN BULUYORUM. Yani Türk Silahlı kuvvetlerinde Genelkurmay Başkanlığı makamına gelmiş bir insan için bu tür bir yakıştırmanın bu tür bir benzetmenin DOĞRU OLMADIĞINI veİNSAF DIŞI OLDUĞUNU kesinlikle düşünüyorum. Ve daha önce de söyledim tutuklu yargılanmasını dahi bakın yargıda olmasına rağmen söylüyorum.DOĞRU BULMUYORUM” değerlendirmesinde bulunmuştur.

………………………………………

Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN, 01 Şubat 2013 tarihinde; Habertürk Teke Tek programında;

Başbakan: Türk Silahlı Kuvvetleri bir örgüttür ama terör örgütü değildir.

Başbakan: Biz bu süreç içersinde özellikle başta Genelkurmay Başkanım olmak üzere…

F.Altaylı: İlker Başbuğ

Başbakan: Evet, diğer generallerimiz emekli olsun, muvazzaf olsun yani hiçbirisine bir defa kalkıp da, yani bir alışılmış anlamda bir ‘terör örgütü mensubu’ demek, bir defa çok çok ciddi bir yanlıştır, yani bu affedilemez. Yani şu anda kendileri bulundukları makam itibarıyla yani kendilerini sağlamda görseler bile tarih onları affetmez.

………………………………………………………..

Devlet Bakanı Sn. Egemen Bağış, 13 Ağustos 2012 tarihinde;

Sn. İlker Başbuğ’u korgeneralliğinden bu yana tanırım. Bir küçüğü olarak, bir kardeşi olarak ve Gnkur. Bşk.lığı sırasında attığı bazı çok önemli adımları takdir eden bir kişi olarak, ben de onun tutuklu yargılanmasına üzülüyorum. Bazı şeyler unutuluyor. Gnkur. Bşk. olduğu hafta, Güneydoğu’ya gidip, oradaki Kürt vatandaşlarımızın içine girip onların sırtını sıvazlayan, sakallı dedelerle, başörtülü ninelerle birlikte oturup sohbet eden, Diyarbakır’daki sivil toplum kuruluşlarını toplayıp onlarla diyalog kuran bir Genelkurmay Başkanıydı.

………………………………………………………..

Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ 28 Şubat 2013 tarihinde CNN Türk

Sayın İlker Başbuğ ile ilgili iddianamede o nitelendirmenin fevkalade yanlış olduğunu hep söyledim. Esasında o nitelendirme yani terör örgütü üyesi olarak nitelendirmesi bu davaların meşrutiyetine de gölge düşürmüştür. Bu davaları Türkiye Kamuoyunda tartışmaya da neden olmuştur. Çünkü Türkiye’de hiçbir vatandaşımız bu davalara destek veren insanlarımız dahi böyle bir nitelemeyi kabul etmiyorlar, yakıştırmıyorlar…

……………………………………………………….

Bu beyanların özelliği müvekkilimize atılı suçlamanın mağduru olarak gösterilmeleridir. Müvekkilimize atılı suçlamaların tamamının asılsız olduğu daha nasıl söylenebilirdi? Biz öyle düşünmüyoruz diyorsanız, talebimizi kabul edin, çağrın tanık olarak dinleyin.

Kamuoyuna yansıyan müvekkilimize atılı suçlamaları haksız bulduklarına dair beyanlardan çok daha ciddi olanlarının tutanaklara geçeceğinden emin olabilirsiniz.

6.     Telefon numaralarına dair tespit, ekrandan sunum.    3,5 GB

7.     09.11.2012 tarihli oturumun 39-j nolu kararı uyarınca MİT’e ulaşan ve Genelkurmay Başkanlığı’na verilen ihbar mektuplarına ayrıntılı şekilde işlem yapıldığı Genelkurmay Başkanlığının 14.12.2012 tarihli ADMÜŞ:9140-1392-12 sayılı cevabi yazısı ile görülmüştür. Bu konuda dosyaya res’en savcılık tarafından gönderilen emniyet incelemesinin asılsız olduğu da görülmüştür.

8.     Konuşma süreleri;

Naip hakimlikçe belirlenen konuşma süreleri gerçeği yansıtmamaktadır, müvekkilimiz Sayın Başbuğ savunma yapmadığı gibi, neden savunma yapmadığını belirten ve duruşma tutanaklarına da 1,5 sayfa olarak geçen konuşması 10dk kadar sürmüştür.

Bugün geldiğimiz noktada, müvekkilimizin ileri sürülen iddialara karşılık savunma yapmamasının; suçlamalarla ilgili dosyaya gelen ve masumiyetini bir kez daha ortaya koyan yazılar, beyanlar karşısında ne kadar doğru oluğu ortadadır.

Maruz kalınan haksızlık ise telafi edilemeyecek boyutlara ulaşmaktır.

9.     Asker kökenli sanıklar hakkında yapılan adli işlemler, müvekkilimiz ile ilgili atılı suçlamaya ilişkin bir evrak bulunmamaktadır.

10.     TBMM Raporu, müvekkilimize yönelik suçlamaya ilişkin tek bir satır olmayan, ancak kanaatimce eksik inceleme ile hazırlanmış olan rapor dosyaya hiçbir yenilik katmaz. Üstelik devam etmekte olan bir davaya müdahale anlamındadır.

11.     31.12.2010 Tarihli 2010-851 Değişik iş sayılı karar gereği görüntüler gelmiş, boru ibaresi yok. Konuya ilişkin 16.01.2013 tarihliHürriyet gazetesinde yayınlanan bir haberde, inceleme yapıldığını ancak müvekkilimizin bu ifadeyi kullanmadığının tespit edildiğini göstermektedir.

12.     Osman Yıldırımın hiçbir dayanağı olmayan, asılsız beyanlarına itibar edilemez. Alpaslan Aslan’ın duruşmadaki beyanları, mahkemenin suç duyurusunda bulunmuş olması müvekkilimize yönelik husumeti gösterdiği kanaatindeyiz.

13.     İbrahim Şahin ile ilgili asılsız iddialar;

Müvekkilimiz suçlama döneminde Genelkurmay Başkanı, emrinde 700.000 personeli bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri var. İki kişi arasında geçen telefon konuşmasına göre ise, birisinin “kamu güvenliği müsteşarlığına” atanması üzerinde duruluyor.

Bunu söyleyen kişi görüşmede kendisinin de “kullanıldığından” bahsediliyor. Aslında bu hususun araştırılması gerekirken, maalesef bugün örgütsel bir bağlantı varmış gibi göstermek isteniliyor.

Cezası, bir sağlık sorunu nedeniyle affedilen bir kişi böyle bir göreve getirilebilir mi?

Müvekkilimiz dosyamız sanığı Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin ile (11.01.2009’da tutuklanmış) iddianamede ileri sürüldüğü herhangi bir görüşme yapmamıştır. 30.05.2012 tarihli oturumun 45b nolu ara kararı uyarınca yazılan müzekkereye cevaben Genelkurmay Başkanlığından gelen 30.07.2012 ve 05.10.2012 tarihli iki yazı da bu hususu doğrulamaktadır.

05.10.2012 tarihli yazının Ek-A’da yer alan 2008 yılına ait 3 sıralı listede (pdf:13) 3 adet İbrahim Şahin kaydı bulunmaktadır:

– 14.10.2008 16:17:12’de kayıtlı ziyaret kaydında dosyamız sanığı İbrahim Şahin tarafından kullanılan 5322616592 numaralı telefon HTS kaydında 14.10.2008 17:42:58’de KÜÇÜKYALİ (BOSTANCI GOSTERI MERKEZI) MALTEPE, ISTANBUL’daki 11911 sayılı baz istasyonu bölgesinde bulunmakta. Saat 18’e kadar aynı bölgede görüşme kaydı var.

– 17.10.2008 11:58:11’de kayıtlı ziyaret kaydında dosyamız sanığı İbrahim Şahin tarafından kullanılan 5322616592 numaralı telefon HTS kaydında 17.10.2008 12:28:34’de KOZYATAGİ (KOZYATAGI YAZGAN IS MERKEZI) KADİKÖY, ISTANBUL’daki 28092 sayılı baz istasyonu bölgesinde bulunmakta.

– 02.12.2008 21:57:09’da kayıtlı ziyaret kaydında dosyamız sanığı İbrahim Şahin tarafından kullanılan 5322616592 numaralı telefon HTS kaydında 01.12.2008 21:35:45’de BATIKENT (MIMAR SINAN CAMI) YENİMAHALLE, ANKARA’daki 34558 sayılı baz istasyonu bölgesinde bulunmakta.

05.10.2012 tarihli yazının Ek-A’da yer alan 2006 yılına ait 8 sıralı listede yer alan İbrahim şahin’in TC kimlik numarası olarak 50122059868 olarak yazılmış,

Oysa dosya sanığı İbrahim Şahin’in TC kimlik numarası 3. İddianame 147nci ek klasör pdf 69-72nci sayfalarında 61546325170 olarak kayıtlı. Bu bilgiler çizelgede yer alan İbrahim Şahin’in dosyamız sanığı olmadığını da göstermektedir.

14.     Sonuç konuşması;

a.     Savunma tarafına verilmeyen karargah evleri soruşturma dosyası, müvekkilimize sorgusunda sorduğunuz 5324653915 numaralı telefonun ve dosyamız sanıklarının kullandığı değerlendirilen telefonlara ilişkin 25.01.2013 tarihli değişik iş ile dosyaya celp edilen HTS kayıtlarına ilişkin beyanda bulunamıyorum, çünkü bize verilmedi.

b.     Tespit tutanaklarında; İddia olunan İrtica ile Mücadele eylem planı ve taslağı olduğu iddia olunan PROJE adlı dijital veride yapılan incelemede bilgisayar harddisklerinde bulunamadığı belirtilmiştir.

Ayrıca, Andıç ile kurulması planlanan sitelerin faaliyete geçirilmediği, davaya konu hiçbir yayın yapılmamış olduğunu vurgulamak isterim.

c.     Bedirhan Şinal’ın 11.03.2013 tarihli celsedeki anlatımlarına ilişkin suç duyurusunda bulunulmasını,

d.     Hukuka aykırı delillerin CMK 206 uyarınca çıkarılmasını,11.03.2013 tarihinde öğrendiğimiz CMK 216 uygulaması için tarafımıza süre verilmesini,

e.     Bize verilmemiş, 11.03.2013 tarihindeki gibi henüz inceleme fırsatı bulamadığımız belgelere ilişkin mehil verilmesini.