Arka Kapı Teklifini Reddettim

Kaynak Yayınları’ndan çıkan ‘Suçlamalara Karşı Gerçekler’ adlı 304 sayfalık kitapta, İlker Başbuğ tutuklanması öncesi, sırası ve sonrasında yaşadıklarını ilk kez anlattı.

‘O an dünyam karardı’

Gece yarısına doğru duruşma salonuna çağrıldık. Derme çatma, zemin katta bir yerdeydi salon. Salon küçük olduğundan kürsüler heyula gibi görünüyordu. Hâkim gelip yerini aldı. Genç ve gözlüklü biriydi. Ancak işin komik yanı, adeta kürsü arkasında kaybolmuştu; başı görünüyordu. Şahsıma yöneltilen suçlamayı ilk kez bu hâkimin ağzından duydum. Suçum şu idi: “Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme.” “Terör örgütü kurma ve yönetme!” Bu sözleri duyunca, açık söylüyorum dünyam karardı. Önüme kim çıkarsa çıksın devirip ezip geçebilirdim. İsyan halindeydim. Sözler ile isyanımı dile getirebilirdim. Saat 00.30’du. Silivri’nin yolu bize de açılmıştı.

‘Polisler mutsuzdu’
Usulen ilk önce Metris Cezaevi’ne gidiliyor hatta bir gün orada kalınıyormuş. Ben bunu istemedim. Doğrudan Silivri’ye gitmek istediğimi söyledim. İsteğim uygun görüldü. Terörle Mücadele Şubesi’nden görevlendirilen polisler, bir süre sonra hareket edebileceğimizi söylediler. Hepsi saygılıydı ve yaşanılan durumdan pek mutlu olmadıkları yüzlerinden anlaşılıyordu. Başlarında bulunan herhalde komiser idi, istersek adliyenin arka kapısından çıkarak binayı terk edebileceğimizi söyledi. Şiddetle karşı çıktım. Geldiğimiz gibi, alnımız açık, başımız dik ön kapıdan çıkacaktık. Öyle yaptık.

‘Kitabımı yazarım’
Silivri Cezaevi Kampüsü’ne geldik. 5 No’lu Cezaevi’nde kalacaktım. Oldukça geç bir vakitti. Cezaevinde, bizi cezaevi müdürü başta olmak üzere oldukça kalabalık bir grup karşıladı. Hep beraber bir odaya girip, oturduk. Ben, uzun zamandır üzerinde çalıştığım Mustafa Kemal kitabı ile yaşıyordum. Oturduğumuz bir iki saat süresinde de, bu kitaba ilişkin bazı düşüncelerimi ve ilginç anekdotları onlara anlattım. Bir ara şaka yollu şöyle dedim: “Buraya geldiğim iyi oldu. Artık, rahat rahat kitabım üzerinde çalışırım.”

‘Çocuklarım kuş gibiydi’
Görüşme ‘kapalı görüş’tü. Aranızda kalın bir cam var. Konuşmanızı telefonla yapıyorsunuz ve kayda alınıyor. Feride ve Murat’ı karşımda gördüm. Adeta iki kuş gibi uçarak babalarını görmeye gelmişlerdi. Yüreklerinin pır pır ettiğini hissediyordum. Filmleri hatırlayın. Sevdiklerinden uzaklarda olan biri, kış günü pencerede oturur. Dışarıya bakar. Beklemektedir. Ansızın pencerenin sahanlığına iki kuş konar, pır pır ederek. Gözlerindeki büyük sevgi ile ona bakarlar. Oturan adam, o kuşlarda sevdiklerini görür. Telefon ahizesini kaldırarak konuşmaya başladık. Ağızlarımızdan ilk çıkan sözler, adeta kırık olarak çıkıyordu. İlk görüşme, cezaevlerinde gerçekten pek kolay değildi. Görüşmenin devamında, onların moralli ve kararlı olduklarını gördüm, rahatladım. Cezaevinde başlangıçta lazım olacak bazı malzeme ve giysiyi de beraberlerinde getirdiklerini söylediler. Zaman süratle geçti. Onlar süzülerek ayrıldılar. Ben de koğuşa döndüm.

“Arka Kapı Teklifini Reddettim”. Milliyet. 3 Ocak 2014.